Ben gecikmiş düşlere nefes savururken,gece indi avuçlarımın arasına.Ve ürperdim ansızın.Çünkü güneşe kafa tuttuğumdan beri karanlıktan korkuyordum ben.Bizim oraları bilmezsiniz siz.Gün kızıla boyanınca kızların duvağını toprağa sarıp,ikindinin saçlarından karanfil devşirirdik.Ve yıldızları ne çok severdim ben.Oysa nerden bilirdim her birinin ellerimizden kayacağını.İşte bizim dünyamız bu kadar küçüktü.Ve o küçük dünyanın içinde büyüyorda büyüyorduk.Ufkun çizgisinde saklambaç oynuyorduk.Ama ben hep güneşe saklanıyordum.Bu yüzden en çok esmer kalan bendim…

Küçümen kızlarımız yaylalarda oyun oynardı.Ne çok severlerdi minicik elleriyle  birbirinin saçlarını çekmeyi.Daha o gün anlamıştım ruhumuza ancak kendi ellerimizin kefen giydirebileceğini.Ama bana susmayı öğretmişlerdi.Esmer yanığı gözlerim isyan büyütüyordu kül rengi halesinde.Bu yüzden sıcak bir günah gibi içimde taşıyordum haykırmanın alevini.Eğer konuşsaydım dilime kement vurulacaktı.Lanetli bir muska gibi yağız delikanlıların boynuna asılacaktı rivayetlerim.İşte bu haseble,toprağa gömdüm tüm hıncımı…

Sonrası bir gençlik masalı.Bir buluttan öbür buluta göç yani.Yağmasakta gürlüyorduk ve bu bizi avutuyordu.Gönlümüze pelesenk olmuş acıların enkazı işte şu kar mavisi bakışlarımız.Anamız babamız vardı ama nasıl olduysa biz hep yetim kaldık.Geldiğimiz yollarda bıraktık heybemizde ne kadar coşku varsa.Çünkü biz yıldızlar göğün gerdanından inci gibi düşerken unuttuk gülmeyi.Sevinçlerimizi otlattığımız çocukluk adlı çoban,zenginliği yüreğimizden cebimize bağışladığımız gün terketmişti o sürüyü.Haklıydı.Sonra kırılgan ağlarımız örülünce ağladık.Ve biz hayata,ağlamayı öğrenince başladık…

Bir hayaldi gençliğimiz.Kurduk ve bitti.Renkli rüyalardan uyanmışlığımız,mahmur ediyor şimdi gözlerimizi.Küçümen kızlarımız büyüdü ve kahır kokan şehirlerin boynuna asıldılar bir kolye gibi.Heyhat!Yayla kokan kısrakların boyalı yüzleri,ne de eğreti duruyor neon ışıklarında.Nitekim işveler bitti ve bozuldu kırsal yüreklerin sihirli iffeti.Ve erkeklerimiz.Dere kenarında çamurla yıkanmalarına rağmen temiz kalan yağız delikanlılarımız yani.Yüzlerine toprak değince nasılda seviniyordu saçlarındaki melek.Ve nasılda birbirine sarılıyordu onca küçük yürek.Ama zamanın fitili miadını doldurdu ve et kemikten sıyrıldı.Gözlerine mil çekilmiş asi bir kelebek gibi,bir çiçekten diğerine savruldular şuursuzca.Sonrası ise hüzün.Gecikmiş pişmanlıkların morgları titreten soğukluğu yani.Ve faturamız ağır.Kaldırımlara düşmüş binlerce canlı ceset… 

Ve ben yine sustum.Gökyüzünü ters çevirip,toprakta ne kadar günah varsa hepsini silkeleyip bulutlara boşalttım.Bu yüzden her yağmur tanesinde benim utancım vardır.Ve her yağmur yağdığında ağlarım ben gizlice.Kimse bilmez,hoyrat yumruğumu vurduğum semadan kaç güneş düşürdüm bu şehre.Ve uçurum kokan bakışlarımı savurduğum denizde kaç dalga yaktım ben.Kimse bilmez.Ama kuşlar bilir.Çünkü ben kurşun karası umutlarımı kuşlara emanet etmiştim giderken.Ve zaten kuşlar değilmidir sürgünlerin kanatlı yoldaşı…

Tags:
Paylaş
4 Yorum
  1. Erguvan_ 8 ay önce

    Betimleme harika. Yüreğine sağlık 👏👏👏

  2. Sofuoglu 8 ay önce

    Ellerine yüreğine sağlık

  3. LEYLA ADAR 8 ay önce

    Çok güzel di 👏

  4. mirzam 1 sene önce

    Harika… Okumaktan zevk alıyorum yazılarınızı.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account