IMG_20210226_075406_650

1. Bölüm: “Kül” 

İlk bölüm geldi.

Nasılsınız bakalım?

Keyifli okumalar. 

Mart 2020

Dakikalardır aynada görünen yansımama bakıyordum. Kendime bir o kadar yabancı ve bir o kadar da tanıdık görünüyordum. Kısa siyah saçlarım omuzlarıma dalgalar halinde dökülmüş, gözlerimdeki cansız parıltı yüzüme farklı bir renk katmıştı. Avuç içlerim yaşadığım korkudan dolayı sırılsıklam olacak bir şekilde terlerken delice atan kalbim adeta göğsümün içinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. 

Midemin içinde bulantıya yol açacak bir şekilde uçuşan kelebekleri dizginlemek amacıyla derin bir nefes alıp vererek son kez aynada görünen yansımama baktım ve omzumun üstünden beni çekinmeden soyacakmış gibi izleyen adama doğru bedenimi ağırca çevirdim.

Üzerimde siyah açık göğüs dekoltesiyle herkesin dikkatini çabucak çekebilecek bir mini elbise ve elimde ise içine dakikalar öncesinde uyku ilacı kattığım bir viski kadehi vardı. Yüzümdeki sahte tebessümü silmeden ona doğru birkaç adım attım. Zeminde tok sesler bırakan adım seslerim karşımdaki koltukta yayılarak oturmuş olan adamın arsızca sırıtmasına neden olurken sahte bir tebessümle korkularımın üstünü örtüp aramızdaki mesafeyi kapattım ve yanına ulaştıktan hemen sonra onun için özenle hazırladığım viski kadehini uzattım.

Alptekin giydiği siyah takım elbisenin ceketini daha rahat hareket etmek istercesine çıkartırken bakışlarımız birbirine değen iki güçlü şimşek gibi çakıştı. İğrenç bakışları durmadan yüzümün her bir zerresinde dolanmaya devam ediyor, midemdeki nefret dolu his her an kusacakmışım gibi zihnime sinyaller gönderiyordu. Onu şu an ardımda bırakıp gitmemek için zor tutuyordum kendimi.

“Bu kadar uzak durma.” Deyip ona doğru uzattığım viski kadehini sol eline aldı. Aynı anda ellerimi ellerime değerken sağ eliyle beni kendine doğru çekip yanına oturmamı sağladı. İrice açılan gözlerim bu hamlesiyle kapanıp açılırken,” çok güzelsin.” Diye fısıldadı kulağıma doğru ve ekledi aynı etkileyici sandığı ses tonuyla. “Güzelliğin başımı döndürüyor.”

“T-teşekkür ederim.” Diye fısıldadım söylediği iltifatlara karşı. Ürkekçe çıkan sesim tenime değen parmak uçlarıyla birlikte titrerken kendimi geri çekmemek için tırnaklarımı avuç içme kanatırcasına bastırdım. Oturduğum yerden kıpırdanmadan bakışlarımı diğer elinde tuttuğu viski kadehine doğru kaldırdım. “İçmeyecek misin?” Diye sordum cilveli çıktığına emin olduğum ses tonumla.  “Senin için hazırladım.”

Dudakları hafiften kıvrılırken,” içmeli miyim?” Diye karşılık verdi bana etkileyici sandığı bir ses tonuyla.

O an Hakan pisliğinin iğrenç sözleri kulağımı doldurdu. Ne demişti bana? Bir kadın olarak onu etkilemeli ve ona istediğini vermeliydim. Güzel sözler söyleyerek ruhunu okşamalı, bana her dokunmak istediğinde kendimi ona teslim ediyormuşum gibi bir tavır sergilemeliydim. Yoksa aksi takdirde amacımı anlar ve beni çekinmeden öldürebilirdi. Fakat şimdi onun huyuna gitmek yerine tenime sürtünen parmaklarını kırmaktan başka hiçbir şey yapmak istemiyordum.

“Gecemizin güzel geçmesi için içmelisin.” Dedim yutkunarak. Benden bunu söylememi beklemiyormuş gibi tek kaşını yavaşça kaldırdı. Sahte bir tebessümün konduğu dudaklarımı hafiften oynatarak yüzümü yüzüne doğru yaklaştırdım ve,” yoksa bu üstündeki gerginlik geçmeden seninle birlikte olamam.” Diye ekledim.

Kendimden ilk nefret edişim değildi bu. Lakin bugün ilk defa dudaklarımdan çıkan bu iğrenç kelimeler için kendimden iğrenmiştim. “O zaman,” diye bir mırıldanma çıktı yüzümü buruşturmama yetecek bir tonda. “ Kesinlikle rahatlamak için içmeliyim.”

Elinde tuttuğu viski kadehini dudaklarına doğru ağırca götürdüğünde bakışlarım bir an önce iç dercesine yüzünde gezindi. Ne söylediği sözler ne de üzerimde olan iğrenç bakışları umurumdaydı. Şu an tek istediğim şey onca uğraşa rağmen hazırladığım viskiyi bitirmesi ve derin bir uykuya dalmasıydı. Fakat ne yazık ki hiçbir şey istediğim gibi olmadı. Önce tenimde gezinen iğrenç dokunuşları geri çekildi. Hemen ardından ise içmesini beklediğim o viski kadehinin zeminle buluştuktan sonra kırılan parçalarının çıkardığı o tiz çığlık sesi kulaklarımı doldurdu.

Ben daha ne olduğunu anlayamadan ensemde hissettiğim ağrıyla gözlerimi acıyla kapatıp açtım. Dudaklarımdan firar eden acı dolu inleme odanın içinde yankılanırken başımı geriye doğru yatırıp,” seni küçük orospu.” Diye bağırdı yüzüme doğru. “Benimle oyun oynamak neymiş sana göstereceğim. Beni kandırabileceğini mi sandın?”

Sesi bir zelzele gibi üzerime yığılırken,” b-bırak!” Diye konuşmaya çalıştım. Bana o kadar çok öfkeliydi ki sesimi ona duyuramıyordum. Bu da canımı daha fazla yakmasını sağlıyordu. “Bırak saçımı.” Dedim bir kez daha.” C-canımı yakıyorsun.”

“Demek amacın beni uyutup kasada ki tüm birikimimi Cevat’a götürmekti,” Diye kükredi beni sağır etmek istercesine. Sözlerini duymamla ağırlığını üstüme atmak için hareketlenmesi bir oldu. Bunu bilmesi beni şaşırtmıştı. Çünkü Hakan ve Cevat planı en ince ayrıntısına kadar işlemiştiler. Ama şimdi yaptığımız planları ondan duymak korkudan ölecekmişim gibi hissettirmişti bana. Yüzüm acıyla kasılırken,” ne sandın?” Dedi sözlerine alayla devam ederek. Yutkunamadım.” Cevat’ın üstüme saldığı ilk fahişesi olduğunu mu?”

“Yemin ederim benim bir suçum yok.” Diye soluk soluğa konuşarak kendimi açıklamaya çalıştım. Ensemdeki ağrı gözlerimi buğulandırmıştı. ” Cevat.” Deyip duraksadım.” Bunu yapmamı C- Cevat istedi.”

İsminin Alptekin olduğunu öğrendiğim adam tehlike vaat edercesine sırıtarak,” şimdide ben ne istersem onu yapacaksın.” Dedi. Yutkunamadım. Bakışları açıkta kalan gerdanıma ve oradan da beklemediğim bir anda dokunduğu çıplak bacaklarıma kaydı.

“Bırak beni!” Diye bağırdım avazım çıktığı kadar. Nefesim kesiliyor, kalbim sıkışıyordu. Bana yapabileceği çok şey vardı. Onun sıradan, masum bir adam olmadığını biliyordum. Fakat her şeyin bir anda bu hale geleceğini de hiç beklemiyordum. “Yalvarırım bırak beni.”

Kafasını iki yana sallayıp,” bırakacağım.” Dedi. Bakışları gözlerime çıkarken yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı.” Ama bırakmadan önce tadına bakacağım.”

Islanmış kirpiklerimin altından ona bakmaya çalıştığım da amacının ne olduğunu anlamam çok zamanımı almamıştı.  Bana dokunarak gecenin başından beri yapmak istediği şeyi yapacak ve beni kullandıktan sonra bir kenara çöp gibi fırlatacaktı. Bunu yapacağını az çok daha önce tahmin etmiştim. Bu yüzden o avını yakalamış bir avcı gibi bana bakmaya devam ederken ben onun aksine cam sehpanın üstünde duran bıçağa çaktırmadan bakmaya çalışıyordum.

Gözlerimden süzülen bir damla yaş Alptekin’in iğrenç dudaklarının boyun girintime yaslanmasıyla daha da şiddetli bir şekilde akmasına yol açtı. Odanın içinde yankılanan yardım çığlıklarım onun iğrenç dokunuşunu gittikçe arttırırken üzerimde hissettiğim ağırlığına rağmen bacaklarımı sehpaya doğru uzattım ve topuklu ayakkabımın sivri ucuyla bıçağın yere düşmesini en ince ayrıntısına kadar izledim.

Bıçak yere düşüp tok bir ses çıkarttığı an Alptekin duyduğu sesle irkilip geri çekilmek gibi bir salaklık yaptı. Onun bu dikkatsiz tavrından yararlanarak beklemediği bir anda geriye doğru savrulmasını sağladım. Tüm gücümü kullanarak ellerimle onu göğsünden tutup ittim. Sırtı bu hamlemle cam ve ahşap dokulu olan sehpaya sertçe değerken acıyla inledi.

“Lan!” Diye kükredi canı yanmış gibi. Dengesini kaybettiği için yere kapaklanmış ve bu bir nebze rahatlamama neden olmuştu. “Ne yaptın lan sen?”  Gözlerini gözlerime çıkarttı. “ Seni bu gece öldürmezsem bana da Alptekin Karaman demesinler.”

Tehdit içerikli sözleri bir kulağımdan girip bir diğerinden çıkarken derin bir nefes alıp verdim. Bakışlarım hala onun üzerinde asılı kalmaya devam ettiği bir zaman diliminde ayaklanacağını hissederek oturduğum yerden çabucak kalktım ve az önce yere atmış olduğum bıçağı almak için koşmaya başladım. Alptekin daha ne yaptığımı anlayamadan bıçağı titreyen elime alarak birkaç adım geriledim.

“Eğer bana dokunmak gibi bir hata yaparsan öldürürüm seni.” Dedim tek bir nefeste. Titreyen ellerimden her an düşecekmiş gibi duran bıçağı ona doğru savururken dudakları keyifle kıvrıldı.

“Öldür beni.” Dedi sakince. Bu kaşlarımın çatılmasına neden oldu. “Öldür beni, Beste. Yoksa ben seni öldüreceğim.”

Bir oyunun içindeydim. Ne yapacağımı bilmeden beni bir kukla gibi oynatmalarına izin veriyordum. Giydiğim elbiseden tutun taktığım saç bandına kadar hepsi başkalarının bana dayatmalarıyla meydana gelmiş şeylerdi. Fakat şu an titreyen ellerimin arasında tuttuğum kör bıçak, benden aylar sonra kaderimi çizecek tek bir hamle bekliyordu.

“Gitmeme izin ver.” Dedim ağlamaklı çıkan sesime engel olamadan. Bir adım daha geriledim. ” Benim bir suçum yok. Neden bunu anlamıyorsun? Tüm bu olanların tek bir suçlusu var o da Cevat.”

Oturduğu yerden ayaklanarak,” senin tek suçun ne biliyor musun? “ Diye sordu arsızca. Amacı dikkatimi dağıtmaktı. “Seni istememe neden olacak kadar güzel olman ve Cevat’ın seni kullanmasına izin vermen.” 

“Y- yaklaşma.” Diye bağırdım. Sesim odanın içinde yankılanıp bir kez daha zihnimin içine doldu. “Olduğun yerde dur.”

Adice gülümsedi.” Durmuyorum. Durdursana beni?”

Bana doğru bir adım daha attığında neredeyse dip dibe gelmiştik. Her ne kadar gerilemek istesem de ondan korktuğumu düşünmemesi için bunu yapmamış ve olduğum yerde hareketsizce kalmıştım. “ Bir adım daha atarsan.” Dedim onu bozguna uğratacak kadar soğuk bir sesle.” Yeminim olsun ki bu bıçağı hiç düşünmeden göğsüne saplarım.”

“Sen?” Dedi kendi kendine kahkaha atarak. Kaşlarım çatıldı. Ellerim daha çok titredi.” Sen beni öldüremezsin, Beste. Sen bir adamı öldürecek kadar cani değilsin.” 

Koyu kahve harelerim ne yapmaya çalıştığını anladığında her şey için çok geç kalmıştı. Kıvrak parmakları bir yılan gibi sinsice saçlarımı kavradığında acı dolu bir çığlık daha atıp sersemleyerek gerilemeye çalıştım. Ensemdeki elleri saçlarımın köklerini çekiştirirken başımdan destek alıp bedenimi yok etmek istercesine duvara doğru itti. 

“Ama ben,” deyip alayla gözlerimin içine baktı. Dudaklarından dökülen sözler birer intihar ipi olup boynuma dolanıyordu. ” Bir kadını öldürecek kadar acımasız bir adamım.”

Bana doğru bir adım daha attı. Yutkunamadım. Bedenen hissettiğim ağrı kirpik uçlarımdaki yaşların süzülmesine izin verirken elimde hala her şeye rağmen sıkıca tuttuğum bıçağı arkama sakladım ve Alptekin’in bana doğru ilerleyip yanıma ulaşmasını bekledim. Aramızdaki mesafenin kapandığını hissettiğimde beni elleriyle bir anda yaptığı kapana kıstırarak yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. Tek eli başımın hemen üstünde duvara yaslanmış bir şekilde dururken terleyen ellerimden güç alarak arkama sakladığım bıçağı daha çok sıkı tuttum. 

“Bu gece benim yatağımda,” diye fısıldadı nefesini yüzüme üfleyerek. Midem bulantı hissinden dolayı acıyla kasıldı. “Benim altımda kıvranacaksın.” Diyerek devam etti iğrenç sözlerine. Sakladığım bıçağı unutmuş gibi sakince devam etti.” Ve ben keyif alman için elimden gelen her şeyi yapacağım.”

Bulanık gören gözlerim her an yere yığılacakmışçasına duran bedenime zıt olarak ona bakmaya devam ederken içimde ettiğim duaları bir kenara bırakıp ellerimin arasından kaymasından korktuğum bıçağı sakladığım yerden çıkarttım ve Alptekin’in dudakları dudaklarıma değmek üzereyken bıçağı sözlerimin arkasından durduğumu göstermek istercesine hiç düşünmeden sol göğsüne sapladım.

Başı histerik bir acının esir aldığı bedenine uyum sağlayarak geriye düştüğünde irice açılan gözleri gözlerime değdi. Önce kaçmamam için elleriyle yaptığı kafes iki yanına düştü. Hemen ardından beni duvarla arasına sıkıştıran bedeni ayaklarımın hemen dibine yığıldı.

“Ne senin yatağında olacağım.” Diye mırıldandım şoka girmiş gibi.” Ne de senin altında kıvranacağım. Ama Azrail ile çok yakından tanışman için elimden gelen her şeyi yapacağım, Alptekin Karaman.”

Alptekin’in geriye doğru kayan gözleri kapanırken dudaklarından belli belirsiz sözler firar etti. Bunu umursamadım. Korkudan zangır zangır titreyen bedenime rağmen kıpırdanmadan durduğum yerden hareketlenerek duvardan destek alıp ağır adımlarla konsola doğru ilerledim. Titreyen parmak uçlarımdaki yangın alevlenerek konsolun üstünde duran telefonuma doğru uzandı. Rastgele ezberimde bildiğim rakamları ardı ardına yazıp telefonun hoparlörünü açtım.

Bedenim yaşadığı hiçbir şeyi kaldıramayacağını anladığı o anda yere yığılırken sertçe dizlerimin üstüne düştüm ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. 

İçimdeki bulantı hissi giderek artarken avuç içlerimi dudaklarımın üstüne yasladım. Sisli bir perde gibi gözlerimin önünde düşen gölge silikleşirken ne zaman açıldığından bir haber olduğum telefonun bir diğer ucundan gelen endişeli sese kulak verdim. 

Nasıl olduğumu ve neden ağladığımı soruyordu o ses. 

Sorduğu hiçbir sorusuna cevap vermedim. Onun yerine ,” ö-öldü.” Dedim.” O-onu b-ben öldürdüm.” Acıyla güldüm. “Yalvarırım b-bana yardım et.”

🗝️

Ocak 2021

Konya’nın sokakları insanın içini ürpertecek kadar karanlıktı. Ne bir sokak lambası ne de bir ay ışığı vardı bu gece. Zifiri karanlıkta insanlar önlerini görebilmek için taşıdıkları el fenerleriyle bir o yana bir bu yana savuruluyordular. Bende karanlığa rağmen bir başına yürümek zorunda kalan insanlardan sadece bir tanesiydim. Göğsümde acı dolu bir sızı, dilimde ise tükenmiş kelimelerin bende bıraktığı acı dolu izler vardı.

“Allah’ım,” diye fısıldadım kendi kendime sessizce mırıldanırken. Sesim koca bir boşlukla dağılıp yok oldu. Zihnimde koca bir çukur oluştu. Düşüncelerim tek tek o çukurun içine gömüldü. Hemen ardından gözümden iri denilecek bir damla yaş aktı.” Yalvarırım daha fazla canımı yakmasına izin verme.”

Soğuk tenime işledi. Soğuk, tenime kendinden izler bıraktı. Üşüyen bedenim karanlık sokakta attığım her adımda tir tir titredi. Buna üzerimdeki kalın kabanım bile engel olamamıştı. Siyah yarım botlarıma düştü bir an bakışlarım. Bir insanın teninden daha beyaz olan kara bana ait kirlenmiş izler bırakmıştı. Soğukça güldüm ve beni kimsenin olmadığı karanlık sokakta kendine ilk günkü gibi çekmeyi başaran o karamel kokusuna doğru yürümeye başladım.

Yağan kar taneleri esen rüzgârın uğultusunu bastırmak istercesine usulca bedenime sert darbeler indirirken yavaş olamayacak kadar hızlı adımlarla ruhumun gebe kaldığı karanlık semaya başımı kaldırdım. Sokak lambalarının silik ışıklarının izin verdiği kadarı ile aydınlanan tenha sokaklar hiç olmadığı kadar ürkütücü bir hal aldığında asıl ürkütücü görünen şeylerin kimsesiz sokakların değil de şu beni baştan aşağıya rahatsız edici bir şekilde izleyen adamın olduğuna bir kez daha kanaat getirdim.

Bir zamanlar uğruna hiç düşünmeden kendimi ateşlerin içine atmak istediğim o adam; şu an içinde yanmış olduğum ateşin küllerini üstüme savuruyordu.

Ateş Zaimoğlu.

Yaşanmaması gereken bir gecenin bana armağan ettiği en büyük acıydı, o. Parmak uçlarımda alevlenen yangından tutun göğsümün üstüne bastırılmış kor köz kadar anılarla doluydu benim için. Delice çarpan kalbimin, ona teslim olmaya giden nefesimin katiliydi. Ruhumu katleden, içimdeki küçük kız çocuğunu karanlığa sindiren o adamdı.

Mavi harelerinde merhameti aramayı bıraktığım o günün üstünden asırlar geçmişti. İçinde bir yerlerde bana her baktığında tebessüm ettiğini sandığım o adamla değil, artık bana bir yabancı gibi bakan bu adamla savaşıyordum.

Titreyen kirpik uçlarım ona doğru çevrilen gözlerimin üstünü örterken kulağımda yaşanmaması gereken o geceye ait tiz bir çığlık sesi yankılandı.

Göz göze geldik. 

“Ö-öldü.” Dedi anılarımdaki o kadın titrekçe bir nefes alıp verirken. “O-onu ben öldürdüm. Yalvarırım b-bana yardım et.”

içimdeki o kırık sesi susturarak hemen atıldım.” Onu sadece sen değil, biz öldürdük. Bunu birlikte yaptık. “ Dedim. “Katledilen çocukluğumuzun, işlemediğimiz o günahların bedelini beraber ödedik.”

Sonra satır aralarında gizlenmiş hatıralar tek tek gözlerimin önünde canlandı.

Kağıttan bir gemi gibi inşa ettiğimiz o hayallerimiz akan kanlı suyun içine battı ve bir daha yüzeye çıkamadı.

“Yalvarırım b-bana yardım et.” Diye konuştu o geceye ait izler taşıyan kırılmış yanım. Yine aynı sözleri bıkmadan dile getiriyordu. “Yalvarırım beni ardında bir harabe gibi bırakıp gitme. Yemin ederim ben ne yaptıysam senin için yaptım.”

O gece yaşanan her şeyi kirlenmiş düşüncelerim gibi yok etmek istedim. Bu yüzden gözlerimi kapatıp açtım. Derin bir iç çektim ve ne zaman çöktüğünü bilmediğim omuzlarımı dikleştirerek beni ayağına kadar çekinmeden çağıran Ateş Zaimoğlu’na öfkeyle baktım.

Hafif kemerli burnu, okyanusu andıran mavi hareleri, şeftali rengini çalan dolgun dudaklarıyla ve kendinden ödün vermeyen dik duruşuyla herkesin sahip olmak isteyeceği bir adamdı, o. Bir bakışıyla insanın içini eritecek kadar masum görünürken bir başka bakışıyla karşısındaki kişinin nefesini kesecek kadar zalimdi. 

O ne iyiydi ne de kötüydü. O sadece kendi çıkarları uğruna çekinmeden herkesi yakabilecek acımasız bir adamdı.  

“Hadi.” Dedim kendi kendime cesaret vererek.” Hadi, yanına git ve senden ne istediğini sor.”

Esen sert rüzgârı umursamadan kendimden emin adımlarla ona doğru yürümeye başladım. Zifiri karanlıkta zar zor seçebildiğim yüz hatlarına bakarken kavisli kaşlarının çatıldığını fark ettim. Onu en son o karanlık gecede böyle görmüştüm. Nasıl anlatsam o gecede böyleydi. Kaşları çatık ve yüz hatları gergindi. Şimdi olduğu gibi. Kırık ama bir o kadarda kırmaya meyilli.

Yanına ulaşıp aramızdaki mesafeyi bitirdiğimde, “beni neden buraya çağırdın?” Diye sordum katı bir sesle. Attığım son adımla olduğum yerde kalırken Ateş’in kemikli parmaklarının arasında tuttuğu sigarası bakış açıma girdi. Buna şaşırmıştım. Sürekli sigara içen bir adam değildi. Ne zaman canı sıkılsa ya da canını sıkan birileri olsa içerdi. Ve buda bugün için canının sıkıldığını gösteriyordu.

“Seninle konuşmam gereken önemli şeyler var.” Dedi ifadesiz bir ses tonuyla. Bakışlarım istemsizce sigara dumanına ve oradan da mavi harelerine kaydı. Az önce kulağımı dolduran sözleri tek kaşımın sorgularcasına havalanmasına neden olmuştu. 

“Benimle konuşacağın önemli şeyler mi var? ” Diye konuştum şaşkınlık barındıran sesimi düz tutmaya çalışarak. Aynı zamanda da sakin olmak için içten içe kendimi tembihlemeyi de ihmal etmiyordum. ” Benimle ne konuşacaksın ki?”    

11 ay, dedi susmak bilmeyen kırık yanım. Seni öylece bırakıp gittiği günün üstünden tam 11 ay geçti.

“Niye bu kadar acele ediyorsun?” Diye sordu. Sessizce yutkundum. Mavi hareleri bir süre beni inceledi. Geçen onca aya rağmen hiçbir şey olmamış gibi yüzüme baktı. Ona bir cevap vermemi beklemediğini bildiğim için onu yanıtsız bıraktım.” Gitmen gereken önemli bir yer mi var?” Dedi tekrardan. Aramızdaki gerginlik sorduğu imalı sorularla daha çok arttı. Durdu. Kaşları çatılırken yüzündeki ifade bir anda değişti. “ Yoksa seni bekleyen biri mi var?”

Nefesim kendiliğinden kesiliverdi. Yutkunamadım. Bakışlarımı kaçırarak,” bu seni neden bu kadar çok ilgilendiriyor?” Diye çıkıştım çatallı bir sesle. Güler gibi bir ses çıkardı. Bu ona bakmama neden oldu. Bakışlarım mavi irislerine kayar kaymaz göz göze geldik. “Buna da mı karışacaksın, Ateş?”

“Gerekirse,” dediğini duydum. Biten bir masalı yeniden başlatabileceğini düşünüyordu. Fakat yanılıyordu. Mavi harelerini bedenimi titretecek kadar yoğun bir keskinliğe ev sahipliği yaparken bana doğru bir adım attı yavaşça. “Gerekirse ona da karışırım.”

Hangi hakla diye sormak istesem de sormadım. Geçmiş, bitmiş olan maziyi tekrardan aynı masaya yatırmak ikimiz içinde en kötü olan ihtimaldi.

Zoraki bir şekilde gülümsedim.” Buraya yine gözümü korkutmak için mi çağırdın beni? Eğer amacın öyle ise senden korktuğum falan yok.” 

Her an dalgalarıyla beni boğacak hırçın bir denizi andıran okyanus mavisi harelerini benim gibi boş bir noktaya sabitledi. “Böyle yapma.” Diye konuştu kalbimi yerinden çıkartacak kadar ketum çıkan sesiyle. Göğsümün içinde yanan yangın hatıralarla ayakta kalan zihnimi yakıp küle çevirdi. Ağırca bakışlarımı ona doğru çevirdim. “O geceyi hatırlıyor musun, Beste?” Dedi. “Ben eğer o gece seni ardımda bırakıp gitmeseydim bugün yanında olamazdım.”

Beni öylece bırakıp gidişini unutmadım, dedi içimdeki ses.

Unutamadım.

Sadece unutmuş gibi rol yaptım.

Dolgun dudaklarından dökülen tek bir soru cümlesiyle afallayan zihnim ne demek istediğini anladığı halde anlamamış gibi yaparken dudaklarımı kanatırcasına birbirine bastırdım ve gözlerimi acıyla kırpıştırdım. “Geçti ve bitti.” Diyerek bakışlarımı bakışlarından kaçırdım. “Seninle bu konuşmaları artık yapmak istemiyorum.” Derken silik bir iç çektim. “Neden gittiğini de merak etmiyorum. O gece bir tercih yaptın ve ben de yaptığın bu tercihe saygı duydum.”

“Tahmin ettiğim gibi hala aynı noktadasın.” Deyip az önce benim sormuş olduğum soruyu es geçti. Sesi sert olamayacak kadar ağır imalar taşıyordu. ” Ama ben, bana eskisi gibi inanman için elimden gelen her şeyi yapacağım.”

O an bir kadın acıdan öldü.

Bir adam kadının acısına güldü.

Ateş Zaimoğlu, Onun merhametten yoksun bir adam olduğunu biliyordum. Fakat bildiğim bir şey daha vardı. O da bu karanlık gecede ikimizden başka kimsenin bilmediği sırrımızdı.

Sır; Üç basit harften ve tek kelimeden oluşan bir sözcük olmasına rağmen hayatımı mahveden en önemli etkendi benim için. Suskunluğum, çaresizliğim, acizliğim, yalnızlığım ve onun karşındaki mecburiyetim sadece onun bildiği ve ondan başka hiç kimsenin bilmediği sırrım yüzündendi.

Soğuk hava yüzüme sert darbeler indirirken sertçe yutkundum. “Neden geldin?” Diyebildim, sadece. Gözbebeklerim kurduğum cümleden sonra istemsizce titredi. Soğuktan mor rengini çalan dudaklarım belli belirsiz sarsıldı. “Sana eskisi gibi yeniden güvenmem için gelmedin değil mi, Ateş? Asıl amacını söyle? Ne istiyorsun benden?”

Ateş, ellerini sakallarına doğru götürüp sıkıntıyla sıvazlarken, ” Zihni soru işaretleriyle dolan tek kişi sen değilsin.” Diye mırıldandı bana bakmadan. Yüzündeki ifade üşümeme neden olmuştu. ” Bilmediğin çok şey var, Beste. Her şey bitti sandığın o geceden ibaret değil.“ 

Yüzündeki ciddiyet harfi harfine dururken kemikli parmaklarının arasında tuttuğu sigarasını ani bir hareketle yere atarak pek pahalı duran ayakkabılarının ucuyla ezmeye başladı. Ardından yere eğdiği sert harelerini bana doğru çevirdi. 

Nefesim soluk boruma tıkanmak üzereyken, “ne demek istiyorsun?” Diye sordum aramızdaki kısa süreli sessizliği bozarak. Bedenim onun bakışlarının altından ezilip yeri saran kar taneleri gibi erirken sesimin korkudan titrememesi için büyük bir çaba sarf ettim. “Y-yoksa o yaşıyor mu?”

Sanki zifiri karanlık bir kar küresinin içine hapsedilmiştik. Dört yanımız ruhlarımızı kuşatan öfke ve nefret duygularıyla sarmalanmıştı. İkimizde bizi çepeçevre saran bu duygular yüzünden üşüyorduk ama aynı zamanda ikimizin de ısınmaya zerre tahammülü yokmuş gibiydi.

Gözlerini gözlerime kilitlemeden önce itiraz kabul etmeyen sert sesiyle konuştu. “Hayır, yok öyle bir şey.” Dediğinde meraklı bakışlarımı ona doğrulttum. Yutkundu. Bu hareketi ile ademelması hareketlendi. Söyleyeceği şey her ne ise bunu hem söylemek istiyor hem de söylemek istemiyor gibiydi. Bir nevi kararsız bir duruş sergiliyordu karşımda. “Ama başka bir sorun var.” Diye devam etti sözlerine. Bir şey isteyecekti ama nasıl isteyeceğini bilmiyor gibi duruyordu.” Ve ben bu sorunu halledene kadar senin her an güvende olduğunu bilmem gerekiyor.”

Gözlerimi devirmek istesem de yapamadım.” Ne sorunu?” Dedim merakla. ” O geceden daha büyük ne sorun olabilir ki?”

“Cevat ve Hakan.” Dedi umursamaz bir ses tonu ile. O an gözlerim yerinden çıkacaklarmış gibi büyüdü. ” Her yerde bizi arıyorlar?”

” Neden? “ Diye sordum dudaklarımdaki kıvrılma an ve an silinirken. “Neden bizi arıyorlar?”

“İşlettikleri kumarhaneleri ihbar etmiş olabilirim.” Demesi ile ağzımın o şeklini alması bir olmuştu. Nasıl böyle bir şey yapabilmişti? “Birde şey var.” Diye devam etti. Daha ne var dercesine ona bakmaya devam ettim. ” Yasa dışı işlettiği her işletmesi benim onları ihbar etmemle kapatıldı.”

Kafamı iki yana sallayarak, “ bunun benimle alakası ne?” Diye soramadan edemedim. “ Sonuçta onları ihbar eden sensin. Neden beni arıyorlar?”

“Herkes Cevat’ın Alptekin’i öldürdüğünü sanıyor.” Dedi. Bu bilmediğim bir şey değildi. O gece Ateş odada bana ait olan tüm parmak izlerini silmiş ve o bıçağı da yok etmişti. Alptekin’i öldürdüğüm bıçağı Cevat’ın yanında taşıdığı çakıyla değiştirmişti. Bu yüzden söylediklerine pek şaşırmamıştım. 

“Bana bilmediğim bir şey söyle.” Diye konuştum.

Gözlerindeki ifade donuklaştı. “Her şeyi öğrenmiş.” Derken sesindeki o şiddetli tın adeta ruhuma işlemişti. “ Onun içeri girmesine neden olan kişilerin kim olduğunu artık biliyor.”

“Bunu ikimizin yanına bırakmaz.” Diye mırıldanırken buldum kendimi. Sesimde saf bir korku vardı. “Ama şu an içerden çıkması imkansız gibi bir şey.”

Soğukça güldü.” Ama kaçması mümkün.”

“Ne yapacağız şimdi?”

Sorumla birlikte bakışları yüzümde gezindi.” Sana bir zarar vermelerine izin veremem. Bu yüzden,” diyerek silik bir iç çekti.” Ben bitti diyene kadar yanımda, yakınımda olmak zorundasın. Aksi takdirde sana zarar vermekten çekinmeyeceklerdir.”

“Ne yani? Bir kedi gibi sürekli peşinde mi dolanacağım?”

Kafasını iki yana salladı ve umursamazca beni darmadağın edecek o cümleyi kurdu.” Hayır.” Dedi.” Bir kedi gibi peşimde dolanmayacaksın. “ Yutkundu. “Benimle evlenip her daim yakınımda olacaksın.”

“Ne?” Dudaklarımda firar eden şaşkınlık nidasına engel olamadım. “Ne diyorsun sen, Ateş?” Diyerek birkaç adım geriye doğru atıp aramızdaki mesafeyi arttırdım. Sesim buzdan farksızdı. Benden onunla evlenmemi istemişti. Bunu nasıl isteyebilmişti? Soğukça güldüm. “Sen ağzından çıkanın farkında mısın?”

“Ne dediğimin farkındayım.” Diye karşılık verdi tok bir sesle. “Bana bir söz verdin. Senden ne istersem isteyeyim itiraz etmeden yapacaktın.” Duraksadı ve silik bir nefes çektikten sonra ekledi.” Yanlış mıyım?”

O gece bana yardım ettiğinde benden ona bir söz vermemi istemişti. Ne isterse istesin itiraz etmeden kabul edeceğime dair bir söz vermiştim ona. Lakin böyle bir şeyi isteyeceğini asla ama asla aklımın ucundan bile geçirmemiştim.

“Hayır!” Sesim yankılanırcasına aramızda gezindi. “Şu ne dediğinin farkında değilsin!” Diye konuştum sesimin tonunun yüksek çıkmasına dikkat etmeyerek. “Evet, sana bir söz verdiğim doğru. Bunu asla inkâr edemem. Fakat bu çok yanlış. Benden bu istediğin şey akıl karı değil.” 

“Yanlış mı?” Sorusu duraksamama neden oldu. Sesindeki alay dikkatimden kaçmamıştı.  “Yanlış olan şey ne? Benimle günün birinde zaten evlenecektin, Beste.” Dedi kendinden emin çıkan cümlelerini savurmaktan çekinmezken. “Ben burada yanlış olan hiçbir şeyi görmüyorum.”

Yüksek bir sesle,” ama ben görüyorum.” Diye yanıtladım onu. “ Seninle bir gün evlenmek istediğim doğru. Fakat o, sen beni öylece bırakıp gitmeden önceydi.”

Bana öfkeyle baktı. “Seni bir daha uyarmayacağım.” Dedi. Dudaklarımı birbirine bastırdım. ”Benimle konuşurken sesinin tonuna dikkat et!” Diyerek az önce benim açmış olduğum mesafeyi hızlıca kapattı. Yüksek sesle konuşan insanlardan hazmetmiyordu, Ateş ve benim sesimde boş sokakta yankılanacak kadar yüksek çıkmıştı. ” Ben senden ne istediğimin gayet farkındayım.” Bakışlarını yüzümde gezdirdi.” Benimle güvenliğin için evleneceksin.”

Beni sevdiği için yanında istemiyordu. Sadece güvende olmam için her şeyi yapıyordu. Peki, bu neden canımı bu kadar çok yakıyordu?

Derin bir nefes alıp verdim. Kafamı itiraz edercesine iki yana salladım. “Ben bunu yapamam tamam mı?” Dedim. “ Seninle evlenerek beni öylece bırakıp gidişini yok sayamam.” Derken silik bir iç çekerek devam ettim. “Tüm bunlar olmamış gibi yeniden ellerini tutamam.”

Gökyüzünün kasvetli karanlığında saklanan yıldızlar soğuk puslu bir kış gününün ayazında haykıra haykıra ağlıyordular. Tıpkı benim gibi. Sessiz bir feryat ile seslerini duyurmak için çabalıyordular. Fakat aramızda tek bir fark vardı. O da onların benim aksime ışıl ışıl parlıyor olmalarıydı. 

Benim parıltım annemden gelmişti ama ateşle birlikte küle dönecekti.

“Mecbursun.” Dedi söylediği her kelimeyi bile isteye vurgularken.” Sen, ben ne istersem yapmaya,” duraksadı ve beni mahvetmek ister gibi ekledi.” En çok da bana mecbursun.”

Böyle konuşarak canımı ne kadar çok acıttığının farkında mıydı? Bir kelime daha etse kalbim duracaktı. “Değilim.” Dedim güçlükle ve ekledim.” Ben sana mecbur falan değilim. Beni böyle yaparak korkutacağını sanıyorsun ama yanılıyorsun. Çünkü ben senden korkmuyorum.”

Dudakları keyiften yoksun bir şekilde kıvrıldı. “Bana bak .” Deyip kaşlarını tehditkâr bir tavırla havalandırdı. Bakışlarımı bakışlarına değdirdim. ” Bunu görüyor musun?” Elinde tuttuğu telefonu bana göstermek için yavaşça havalandırdı. Kalbim acıdı o an. Kalbimi acıttı.” Ya şimdi bana verdiğin sözü tutarsın ya da bu gördüğün telefonun içinde aylarca kayıtlı olan görüntüleri bizzat kendim Polis merkezine götürürüm. O zaman seni korkutup korkutmadığımı daha iyi anlarsın.” Net bir sesle devam etti.” Emin ol bunu yaparım, Beste. Söz konusu sensen ben her şeyi yaparım.”

Beni korkularımla vuruyordu. Çünkü korkularımı benden daha iyi biliyordu. O gecenin her anını kaydeden görüntülerle beni tehdit edip ona verdiğim sözü tutmamı sağlayacaktı. Lakin bunu yaparken beni yok ettiğinden bir haberdi. Bunu bile isteye yapmıyordu. Normalde asla elindeki görüntülerle beni tehdit edecek bir adam değildi, o. Fakat şimdi beni kendi karanlığına doğru sürüklemek için elinden gelen her şeyi yapıyordu.

“Yapamam,” diye fısıldadım, dolan gözlerimden daha fazla dayanamayıp süzülen yaşları elimin tersiyle iteklerken. “Biz çok farklıyız.” Sesim ilk defa bu kadar aciz çıkmıştı. Ben kendimi ilk defa bu kadar çaresiz ve bir başıma kalmış gibi hissediyordum. “Ben senin gibi ne istediğini bilmeyen bir adamla yapamam.”

Saniyeler, dakikalar ve saatler geçti ardı ardına. Ben ona yapamam dediğimden beri Ateş, ona verdiğim sözü tutarak onunla birlikte yanmam için bekliyordu ama ben bir kez daha yanmayı göze alamıyordum. Küçük bir kız çocuğu gibi kollarımı göğsümün hemen üstünde bağlamış ve dolmuş gözlerimle ondan başka her yere bakıyordum. 

Sessizliği bozan benim sesim olmuştu. “Senin yürüdüğün her yol dikenli.” Dedim titrek bir nefes alıp verirken. “Ben senin dikenli yollarında yürüyemem ki?”

“Yürüyemezsin,” diyerek beni onayladı. Aramıza bir duvar gibi yer edinen sessizliği yerle bir etmişti. “Ama benimle yürümek zorundasın.”

Yutkundum.” Bana bunu neden yapıyorsun?” Diye bir soru sordum. Gözümden bir damla yaş aktı. Gözkapaklarım bana yaşattığı acıyla eş değer bir şekilde kapandı.” Ben sana ne yaptım? “ Derken buldum kendimi. “Neden hayatımı bir kez daha mahvetmek istiyorsun?”

“Bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceksin.” Dedi ketum bir sesle. Beni neden yakıyordu? Neden bunu benden gizliyordu? O geceden sonra bir daha onu görmemiştim. Şimdi karşıma çıkıp beni hiç bırakmamış gibi davranamazdı. “ Ben öğrenmeni istemediğim süre boyunca sadece ne dersem onu yapmak zorundasın.”

Korku bedenimde kol gezerken ,”ya seninle aynı yolda yürümek istemezsem, Ateş?” Diye sordum ona meydan okumaktan bile çekinen aciz ses tonumla. “Ya verdiğim sözü tutmazsam?”

“Tenin ateşime alıştı, Beste Acar.” Dedi gözlerimin içine bakarak sertçe yutkunurken. “Başka bir tenin ateşine dayanamaz.” Dudaklarına benim bildiğim silinmez bir tebessüm, onun ise bildiği buruk bir hüzün peyda oldu. “Üzgünüm.” Derken boşlukta savrulan elini yüzüme doğru uzatarak görüş açımı kapatan saçlarımı ağır bir çekimle kulağımın arkasına sıkıştırdı. “ Bugünden sonra kaçacağın tek ateş benim ateşim olacak.”

🗝️

Yaklaşık yarım saattir aynı arabanın içinde aynı havayı solumak zorunda kaldığım Ateş’i ona çaktırmadan göz ucuyla kesiyordum. Bir eli hala arabanın direksiyonunun üstündeyken, diğer eli yaklaşık beş dakika önceye kadar dümdüz bir şekilde duran saçlarının arasında geziniyordu. Hafif kemerli burnunun ucu soğuk havanın etkisiyle kızarmış ve kirli sakalları bana şiirle karışık bir şarkıyı anımsatmıştı. Alnına dökülen birkaç saç tutamı yüzüne düşen bir gölge gibi izlenim yaratmış, aynada birbirine değen gözlerimiz yağan yağmurdan sonra çakan bir şimşek gibi korkuyla irkilmeme neden olmuştu. 

Sözde ona çaktırmadan onu izleyecektim. Aylarca hasret kaldığım yüzüne uzun uzun bakacak ve ona olan kızgınlığımı az da olsa unutmayı tercih edecektim. Ama ifadesiz bakışları ne yaptığımı hissetmiş gibi aniden beni bulmuştu. Yüzünde bunu yaptığım için memnun kalmış gibi bir ifade oluşurken gözlerimi yavaşça kapatıp açtım. Utanç sinsi bir düşman gibi kapımı çalarken bakışlarımı çabucak ondan alıp dizlerimin üstünde birbirine yasladığım ellerime düşürdüm. 

Ellerim.

Sahi ellerimde ne çok kayıp vardı öyle?

Ellerimde büyük bir kaybın rengi vardı.

Kırmızı.

Kan rengi.

Onun göğsünden akan kanın rengi.

“Yapma.” Dedi. O konuşana kadar tırnaklarımı avuç içime batırdığımın farkında bile değildim. Hatta kanattığımı bile yeni fark etmiştim. İrkilerek ona doğru döndüm. Öfkeli bakışlarıyla pür dikkat beni izliyordu. “Kendine zarar vermekten vazgeç.”

“Farkında değildim.” Diye karşılık verdim tırnaklarımı avuç içimden çekerek. Yüzümü yüzüne doğru çevirdim. Göz göze geldik. Gözlerimden gözlerine koca bir hayal kırıklığı akıp gözden kayboldu. Yutkunamadım.” Bilerek yapmıyorum.”

“Biliyorum.” Dedi çabucak. “Biliyorum ama sen yine de yapma.”

İtiraz istemeyen sesi zihnimi kana bulayan düşüncelerimi yerle yeksan ederken ona herhangi bir cevap vermeden kendimi toparlayarak bakışlarımı az önce girmiş olduğumuz tanıdık sokakta gezdirdim. Ufak tefek gecekondular, tek tük yanan sokak lambaları ve sessizliğin hakim olduğu mahallenin sakinliği sebepsizce asık olan suratımı az da olsa düzelmesine neden olmuştu.

Çocukluğumun en güzel yıllarının geçtiği yerdi, Gelincik. Sadece basit bir mahalle değildi. En azından benim için öyle değildi. Küçük bir mahalle olmasına rağmen birçok ilkime ev sahipliği yapmıştı. İlk kez gözlerimi açtığım, ilk kez sokaklarında koştuğum, ilk kez kimseden utanmadan sıkılmadan bağıra çağıra şarkılar söylediğim ve hatta hastalıklı ruhumun en büyük acılara gebe kaldığı yılların geçtiği yuvam olmuştu bana. 

“İnsan nefesini kesene değil.” Dediğinde gözlerimi kamaştıran sokak lambalarından alarak beni daldığım hayal aleminden bir kez daha çıkartan Ateş’e doğru çevirdim. Ne demek istediğini anlamadığım için kaşlarım istemsizce çatılmıştı.” Kendisine nefes olanın yanında olmalıdır.” 

Kulağımı dolduran sözlerinden hiçbir şey anlamamıştım. Fakat sonra yaptığı göndermeyi anladığımdan olsa sessizliğimi bozarak konuştum. “Sen hangisisin?” Diye sordum dalga geçercesine. “Yanında ki kadına nefes veren adamlardan mısın, Ateş?” Soğukça gülümseyerek ona baktım.” Yoksa yanında ki kadının nefesini hiç düşünmeden kesen o adamlardan mısın?”

“Nefesini kestiğim bir kadın olmadı.” Dedi beklediğimin aksine bir cevap vererek. Bakışları kalbimi eritecek kadar sıcacıktı. “ Ama nefesi olmak istediğim bir kadın var.”

Sözleri beni yakarcasına tüm hücrelerime yayılırken aniden frenleyen aracın zemine bıraktığı tiz çığlıkla birlikte daldığım düşüncelerden sıyrılarak Ateş’e sert bir bakış attım. Bu tavrı nedensizce beni şaşırtmamıştı. Aksine bu halini daha çok görecekmişim gibi hissettirmişti bana. 

“Şimdi,” dedi az öncekine nazaran sert çıkan sesiyle. “İnebilirsin.”

Peki, daha fazla onunla aynı ortamı solumak istemiyordum zaten ben de. Bu yüzden emniyet kemerimi açarak çabucak kol çantamı kavradım ve ona bakmadan kolumu kapıyı açmak için uzattım. Fakat o an beklemediğim bir elin sıcaklığı önce ellerimi hemen sonrada tüm bedenimi küçük bir çocuk gibi sarıp sarmaladığını hissettim. Kalbim beklemediği bu dokunuşla sarsılırken mantığım devreye girdi.

Ensesine doğru Ürkek bakışlarımı kaldırıp kirpiklerimin altından ona baktım. Mavi hareleri avını her an yakalamak isteyen bir avcı gibi ona verdiğim ya da vereceğim tepkileri izlerken yutkundum. Bana attığı bakışlarından olsa lal olmuş gibi kıpırdamadan duruyor ve ona elimi bırakmasını bile söyleyemiyordum. 

Bedenimi saran alev beni etkisi altında aldığı an gözlerimi kıstım.

“N-ne yapıyorsun sen? “ Diye soludum şaşkınlıkla. Sesim neden kekeme çıkıyordu?  “B-bırakır mısın elimi?” 

Başını kaldırıp yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. “İki gün boyunca Konya’da olmayacağım, Beste.” Diye konuştu erkeksi bir sesle.” Sende bu süre için de o serseriyle aranda ne varsa hemen bitireceksin. Aksi takdirde sadece senin değil onun da canını yakarım.”

Sözleri bir an duraksamama neden oldu. Bakışlarımız öylesine birbirine değerken onun inadına Erdem’le bir ilişkiye adım attığımı öğrenmesine pek şaşırdığım söylenemezdi. Çünkü söz konusu Ateş’ti. Beni benden daha iyi tanıyordu, o. Şu an Erdem ile olan ilişkimin nedenini de bildiğine emindim. 

“Böyle bir şey yapmayacağım.” Dedim kendimden emin çıkan bir sesle. Sonunda konuşmuştum. Giden o değilmiş gibi bana her istediğini yaptıracağını düşünmesi kaşlarımın çatılmasına neden oldu. “Sana bunu yapacağımı düşündüren şey nedir?”

Aracın direksiyonunda duran elini kendine doğru çekerek,” düşünmüyorum.” Dedi en az benim kadar güçlü bir duruşla. “Biliyorum.”

Dudaklarından firar eden kelimeler beni güldürdü. “Yanlış biliyorsun o zaman.”

“Sadece bir kere.” Dedi sakin olmaya çalışarak. “Sadece bir kere sana söylenenleri itiraz etmeden yapmayı deneyemez misin?”

Sinirle dile getirdiği ricası gözlerimi devirmeme neden oldu. “ Senden korkmuyorum.” Diyerek üzerine gittim. “Bu yüzden söylediğin her şeye itiraz edeceğim.”

“Korkuyorsun,” dedi bana biraz daha yakınlaşırken. Yüzlerimiz birbirine o kadar çok yakındı ki ılık nefesini tenimin en ücra köşesinde hissedebiliyordum. “ Nefesini kesmemden,” dudakları beni öldürmek ister gibi belli belirsiz kıvrıldı.” Sana bir kez daha nefes olmamdan,” kendini geri çekmeden ekledi.” Nefesin olmamdan korkuyorsun.”

Nemlenmiş kirpiklerim kulağımı dolduran sözlerini duyar duymaz titredi. “Y-yok.” Diyebildim kekeme çıkan sesime inat. Beni ilk günkü gibi nasıl olurda heyecanlandırırdı? ” Yok, öyle bir şey.”

İşaret parmağı boynuma sürtündü beni mahvetmek ister gibi. Tenime değen dokunuşu gözlerimi kapatıp açmama neden oldu.  “Olacak.” Dedi beni ikna etmek istercesine.” Bugün karşımda korkudan titreyen bedenin bir gün bana duyduğun arzudan titreyecek.”

Önce işaret parmağını tenimden ağırca çekti. Hemen ardından bedenini geriye doğru çekti. “Asla.” Dedim net bir dille. “O gün hiçbir zaman gelmeyecek.”

” Öyle olsun.” Diyerek bana kaçamak bir bakış attı. “Bana gördüklerim ve Sana hissettirdiklerim yeter.”

Dudaklarım herhangi bir cevap vermek için defalarca kez açılıp kapandı. Kirpiklerim birbirine değerken onun ne kadar haklı olduğunu bir kez daha düşündüm. Tek bir dokunuşuyla nutkum tutuluyordu. Oysa böyle olmamalıydı.

Kafamı iki yana sallayarak aklıma düşen ilk şeyi dile getirdim. “Elimi bırak.” Dememle irisleri sıkıca kavradığı ellerime düştü. “Canımı yakıyorsun.”

Canımın acımadığını ikimizde çok iyi biliyorduk. Bu yüzden elimi bırakmak yerine daha sıkı bir şekilde tuttu.” Geldiğimde onunla arandaki her şeyi bitirmiş bir şekilde göreceğim seni, Beste.” Dedi. “ O serseriyi bir adım ötende dahi hiçbir şekilde yanında görmek istemiyorum.”

“Nesin sen? Zorba falan mı?” Diyerek Ateş’e kızgınlıkla baktım. Sesim sanırım hala dokunuşunun etkisinin altında olduğu için kısık çıkmıştı. Ve ben bu hissi hiç sevmemiştim. “Hem senin serseri dediğin adamın bir ismi var.” 

“Sence bu ne kadar umurumda?” Diyerek kestirip attı söylediğim her şeyi . “Geri döndüğümde o iti senin çevrende görmeyeceğim.”

Dişlerimi sıktım. “Serseri? İt?” Soru işaretleriyle taşan bakışlarımı bana bakan yüzüne sabitledim. “Erkek arkadaşıma bu tarz iğrenç kelimelerle hitap edemezsin. Böyle bir hakkın yok, Ateş.”

Dudakları tehlikeli bir ifadeyle iki yana doğru kıvrıldı ve, “öyle mi?” diye sordu dalga geçer gibi çıkan ses tonuyla.

Kafamı aşağı yukarı doğru salladım. “Öyle.”

“Ne zamandan beri sokak itlerini savunur oldun?” Diyerek öfkeyle soludu. Sesi sert ve tepkisi katı olmuştu. “Ne zamandan beri her havlayana bakar oldun?”

“Bu seni ilgilendirmez,” deyip elimi hapsettiği elinden çekmek istedim ama buna izin vermedi. Aksine tutuşu gittikçe sıkılaştırıyordu ve bu istemsizce canımı yakmaya başlatmıştı. “Benim hayatıma karışmak gibi bir lüksün yok senin.”

“Mazoşist misin kızım sen?” Diye öfkeyle bağırdı. Sesi arabanın dört bir yanında dalgalar halinde yankılandı. “Neyin hayatından bahsediyorsun sen? Senin yaşadığın şey hayat mı?” Burnundan sert bir nefes verdi.” Sen bu yaşadığın şeye hayat mı diyorsun?” 

Bir cevap vermek istemesem de, “sürekli canımı yakmak isteyen adam mı söylüyor bunu?” Diye sordum şaşkınlığıma engel olamadan. Sahte bir tebessümle kaşlarımı çattım. “Biliyor musun asıl mazoşist olan kişi sensin ve yaşadığım bu hayatı sadece ama sadece ben seçtim.”

“Ne zaman doğru bir seçim yaptığını göreceğim ben senin?” Bunu dalga geçercesine değil kızgınlıkla sormuştu. “Ne zaman Beste?” Diye sordu sözlerine devam ederek.” Sesi bir fısıltı gibi kulağımı doldurdu. “Söylesene, ne zaman sadece kendini düşünerek hareket etmeyi bırakacaksın?”

“Ne alakası var?” Diye mırıldandım kısık bir sesle. Öfkesi olduğum yere sinmeme neden olmuştu. “Ben sadece kendimi düşünmüyorum.” Durdum.” Asıl kendini düşünen kişi sensin.” 

Duraksadı. 

Duraksadım.

Belki de en büyük vazgeçişlerimiz görmezden geldiklerimizdi.

Belki de en büyük acı çığlık sesini duymak istemediğimiz kişinin dudaklarından çıkan sözlerdi.

Derin bir nefes alıp vererek gözlerini yumdu. Eli hala elime bir mengene gibi yapışmış gibi kıpırdamadan dururken yüzlerimiz arasındaki mesafeden dolayı verdiği ılık nefesinin tenime değmesine neden oluyordu.

Bakışlarım yüzüne takılı kaldığı an  sıkıca yumduğu gözlerini açarak mavi harelerini bana doğru çevirdi. “İki gün sonra döndüğümde dediğim her şeyi harfi harfine yapmış bir şekilde göreceğim seni.” Diye uyardı beni bir kez daha. Ardından da önce ellerimde ki baskısını azalttı ve hemen sonra kendini bir anda geri çekti. ” Her şey senin daha güvende olman için. Aksi takdirde olacakları anlatmama gerek yok diye umuyorum.” 

Sessiz kaldım.

“Bu bensiz geçireceğin son iki gece olacak.” Deyip gözlerine bakmamı sağladı.” Ve ben yanına gelene dek Ömer attığın her adımda seni izleyecek.” Tam itiraz etmek için konuşacaktım ki sözleriyle buna izin vermedi. “ Her şey.” Diye bastırdı kelimeleri.” Her şey güvenliğin için, Beste.”

Kafamı tamam dercesine aşağı yukarı doğru salladım ve kurduğu her cümlenin sonu tehditle bittiği için kulaklarımı ona karşı tıkayarak tekrardan kapının koluna uzandım. Kapı açıldığı an esen rüzgar tenime sert darbeler indirmek istercesine yüzümde gezinmeye başlarken ağır çekimle ona ait olan araçtan inip kendimi dışarıya attım.

”Beste .” Demesiyle elim kapatmak üzere olduğum kapının kolunda durdu. “ Sen ,” diye başladı bitmek bilmeyen sözlerine.” Bir imtihan olamayacak kadar özelsin benim için.” Derken gözbebeklerim acıyla titredi. “ Sana nefes olmak isterken nefesini kesen o adama dönüşmeme izin verme.”

Sözleri kalbimi sayamadığım kadar acıttı. Bu yüzden onu duymazlıktan gelerek kapıyı kapattım ve hiçbir şey demeden ağır adımlarla ardıma bakmadan kendi evime doğru ilerledim. Attığım her adım zeminde tok ses bırakırken, ”yasaksın.” Diyerek gözümden akan bir damla yaşın kirpik uçlarımdan süzülmesine izin verdim. “ Sen bana nefes olamayacak kadar yasaksın, Ateş.”

🗝️

Çantamın içine rastgele koyduğum anahtarlığımı çıkarıp sinirle soluyarak kapının deliğine soktum. Kapı anahtarla açılmak yerine benden bağımsız bir şekilde açıldığında karşımda gördüğüm yüzle kısa bir anlığına afalladım. Kirpiklerim şaşkınlıkla kırpışırken anahtarlığı sakladığım avuç içimi kapatıp istemsizce arkama sakladım.

Gözlerim dolu dolu olurken, “neredeydin sen?” Diyen Erdem’in sesiyle bakışlarımı kaçırarak içeriye girmemi engelleyen bedenini ellerimle kendimden beklemediğim bir cesaretle itip koşar adımlarla onu ardımdan bırakarak içeri girdim. Erdem bu yaptığım hareketle afallasa da üstüne sinen şaşkınlığı yok sayarak ardımdan gelerek yüksek sesle konuştu. “Kimdi o adam? Neden onun aracından indin?”

Soğuk havalara rağmen sıcacık olan odama girdiğimde üzerimdeki kabanımı çıkartarak derin bir nefes alıp verdim. İçimdeki huzursuzluk artarken açık olan odamın kapısından Erdem içeri girdi. 

Kabanımı yatağımın bir köşesinin üstüne yavaşça bırakıp ıslak kirpiklerimin altından ona baktım.” Konuşmak istemiyorum.” Diye bir cümle firar etti dudaklarımdan.” Hiç konuşacak havamda değilim.”

“Konuşacağız.” Dedi emir verircesine.” Bu gece konuşacağız ve sen az önce kimin aracından indiğini bana anlatacaksın.”

Yutkunarak,” bir arkadaşımdı sadece.” Dedim. Verdiğim yanıt tek kaşının havalanmasına neden oldu. “Neden bu kadar abartıyorsun ki?”

“Abartıyor muyum?” Diyerek güldü. Gülüşü keyiften yoksundu. “ Neyi abartıyorum ben? Sevgilimin gecenin bir yarısı tanımadığım bir adamın aracından inmesini mi? Yoksa bana haber vermeden evden çıkıp bir arkadaşıyla buluşmasını mı?”

Kafamı iki yana sallayıp,” tamam.” Dedim.” Haklısın. Sana haber vermeliydim ama o an akıl edemedim. Hem sen de uyuyordun. Uyandırmak istemedim.”

“Bir daha olmasın.” Dediğinde bakışlarımı istemsizce kaçırdım. Çünkü bu daha çok olacak gibime geliyordu. Ateş’in amacı her neyse ona ulaşmadan bendeki huzuru alıp yok edecekti. 

“Olmaz.” Diyebildim sadece. “Bir daha olmaz.”

Bana yandan bir bakış atıp aramızdaki mesafeyi kapattı. Bedenim korkudan titrerken onun kapatmak istediği mesafeyi açarak ne yaptığını anlamış gibi,” gitsen iyi olacak.” Diye mırıldandım. “Benimde uykum var. Çok yorgunum.”

“İstersen yanında kalabilirim”. Dedi izin vermemi ister gibi.

Kafamı iki yana salladım.” Yalnız kalmaya ihtiyacım var.”

“Tamam.” Dedi yanıma ulaşıp beklemediğim bir anda yanağıma küçük bir buse kondurup uzaklaşırken.” İyi dinlen. Seni yarın böyle görmek istemiyorum.”

Zoraki bir şekilde gülümseyerek”, iyi geceler.” Dedim. Ağır adımlarla beni ardından bırakıp uzaklaşırken omzunun üstünden bana baktı. Sessizce mırıldandım.” Dikkat et.”

“Aksi mümkün değil.” Diye bir cevap verdi bana. “ İyi uyu.”

Erdem’in evden gitmesinin ardından yaklaşık yarım saat geçmişti. Başımı koyduğum yastığın üstünde bir o yana bir bu yana doğru çeviriyordum.  Onun gidişiyle sakinleşmek için duş almış ve kendimi yatağımın içine atmıştım. Fakat gözlerim uyumak için kapanmak yerine onun anlarını gözlerimin önünde canlandırıyordu.

Zihnimin içinde birbirileriyle çelişen milyon düşünce varken aklıma Ateş’in gitmeden önce söylediği sözler yankılandı bir kere daha. Bana, benim için özelsin ve nefesin olmak istiyorum demişti. Ama bana bunu hissettirecek o duyguyu hiçbir zaman vermemişti. Bu istemsizce üzülmeme neden olmuştu.

Ateş, benim üniversiten arkadaşımdı bir zamanlar. En azından ben öyle biliyordum. Başta, bana karşı baya mesafeliydi. Pek konuşmaz, canı isterse bir şeyler söylerdi. Lakin başım her belaya girdiğinde onu yanı başımda görürdüm. Sessiz ama bir o kadar da kendi içinde her şeyi yaşayan biriydi. İyi değildi. 

Aksine kötü bir karakteri de yoktu. Güzel sanatlardan bir şey bilmemesine rağmen benimle aynı bölümü okuyordu. Eline kalem aldığını görmezdim. Çizim yapmayı bilmez, hocaları takmazdı. Fakat her defasında dersleri nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde geçerdi.

İç sesim kahkaha atarak Akif sağ olsun dediğinde dudaklarım histerik bir hareket ile iki yana doğru kıvrıldı. Akif onun sıra arkadaşıydı. Her zaman yan yana otururdular. İyi anlaştıklarını pek göremesem de Ateş’in her daim onunla dalga geçtiğini daha dün gibi hatırlıyordum.

Hatırladıklarım sadece bunlar değildi. Bundan daha güzel anlarımızda olmuştu birlikte. Araya uzun bir zaman girdiğinde Ateş bana karşı olan hislerini dile getirmişti. Bu başta şaşırmama neden olsa da sonradan benimde ona karşı bir şeyler hissetmeme neden oldu. Ama anlamadığım bir şey vardı. O da Ateş’in beni sevmesine rağmen neden beni o gece bırakıp gittiği gerçeğiydi. 

“Umarım.” Dedim uykuya dalmadan önce sessizce fısıldarken.” Umarım bende daha fazla yara açmazsın, Ateş.”

BÖLÜM SONU🗝️

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account