IMG_20210131_160147_387

Merhaba. İnşallah kitabımı beğenirsiniz.

Keyifli okumalar…?

1. Bölüm ‘tren garı’

Sessiz sessiz, hıçkırıkları arasında ağlayan Asya’nın dermanı kalmamıştı. Tren rayları üzerinde, dizleri üzerine çökmüş, içini kaplayan korkuyla başını öne eğmiş, titreye titreye ölümünü bekliyordu.

Çaresizdi…

Yardım isteyeceği kimsesi yoktu.

Yıldızlar bile küsmüş geceyi aydınlatmıyordu. Dolunay üzerlerine vurmuş, bu gece olacakları belgelemek istercesine ışık tutuyordu.

Asya başını kaldırarak biraz yana çevirip bir kez daha baktı abisine yalvaran gözlerle.

“Yapma abi!”

Cılız çıkmıştı sesi. Gücü kalmamıştı daha fazla. Abisi Çetin silahı biraz daha sıkı kavradı. Kardeşinin yaptığı hatanın telafisi yoktu. Hapse girmek daha otuzunda zor olacaktı ama namusu ortada olmaktansa daha şerefliydi. Hiç yoktan namusunu temizlemiş olacak, paşalar gibi yatacaktı. Karısıyla iki yaşındaki bebeğini pek düşünmedi o sıra. Düşünürse işin içinden çıkamazdı. Hem babası vermişti bu emri. Pekala karısına da, çocuğuna da bakardı.

“Sen istedin bunu Asya. O şerefsiz kimse söyle adını.”

Asya bakışlarını yere düşürdü.

Bora… Biricik sevgilisi…

Nasıl söylerdi abisine? Kendisi için zaten hüküm verilmişti, ölecekti… Bir de sevdiği adamın sonunu kendi elleriyle nasıl hazırlardı? Biliyordu ki onun adını verirse babası onun da ölmesini isteyecekti. Abisi ise öldürmekten çekinmeyecekti.

Onunla olan günlerini hatırlayınca dolan gözlerine inat bir tebessüm belirdi dudaklarında. Bora onun üniversite aşkıydı. Çok uğraşmıştı Asya’yı etkilemek için. Sevgili olana kadar elinden geleni yapmıştı, başarmıştı da. Asya’nın ilk aşkıydı o. Şimdi Asya’nın bu halde olduğunu bilse onun için her şeyi yapmaz mıydı?

Fakat çok geçti. İsminin bilinmesi bile sadece ölüm sebebi olacaktı.

Oysa ne kadar da mutlulardı. Sadece bir kerelik hataya düşmüşlerdi. Asya çok üzülmüştü ama yine de sevdiği adam olduğu için bununla avutmuştu kendini.
Sadece bir gece bütün hayatını alt üst etmişti Asya’nın. Hoş o geceyi de pek hatırlamıyordu. Nasıl yapmıştı hala aklı almıyordu ama olan olmuştu çoktan. Hem zaten son seneleri kaldığı için okul bitince evleneceklerdi.

Taa ki beklenmeyen misafir çıkıpta gelene kadar…

Yaz tatili için eve döndüğünde bayılınca çıkmıştı her şey ortaya. Babası ve abisi hastanede öğrenmişti her şeyi. Asya da onlarla birlikte öğrendi ne yazık ki. Fakat hiçbir şey hissetmedi. Çünkü hissedecek zamanı da olmadı.

O gün koptu kıyamet…

Şimdi ise karnındaki masum bebeğiyle kendi infazını bekliyordu…

Babası Hasan etrafa saçılan saçlarını yakaladı Asya’nın. İçindeki öfkeye hakim olamıyordu.

“Biz seni o*****  olasın diye mi okula gönderdik? Karnındaki piçin babası kimse söyleyeceksin?”

Asya’nın dudaklarından dökülen iniltiler ıssız alanda yankılandı. Burası eski bir tren garıydı. Bu saatlerde buralarda kimse olmazdı. Bu infazı da kimse görmeyecek… Kimse bilmeyecekti…

“Baba…”

Elleriyle babasının saçlarını tutan ellerini kavradı. Derisini çeken her bir saç telinin sızısını hissedebiliyordu.

Hasan Bey ileriye doğru savurdu Asya’yı. Saç tellerinin bir çoğu parmakları arasında kalmıştı. Elleriyle boğası vardı ama bu yaştan sonra hapis yatmaya da niyeti yoktu. Aslan gibi oğlu vardı, temizleyecekti namusunu. Bir kez daha küfretti içinden. Ne diye okumaya gönderdim diye kızdı kendine. Zengin bir kocaya verip kurtulacaktı en baştan. Başı boşta kalan kızın namusunun dert olacağı belliydi. Baştan tedbir almadığı için kızdı kendine.

Asya babası itince yere kapandı. Güçsüz bedeni bu gün gördüğü şiddete daha fazla dayanacak durumda değildi. Yine de ufak ufak toparladı kendini, tekrar doğruldu. Başını kaldırdığında babasıyla bakıştılar bir süre. Babasının gözlerinde sadece kin, öfke ve nefret görüyordu. Asya onun küçük kızıydı ya hani, ne çabuk unutmuştu.

Hasan Bey bakışlarını oğluna çevirdi. Belli ki Asya’nın çenesi açılmayacaktı.  Vakit gelmişti. Başını hafif yere eğdi. Sık diyordu oğluna. Kendi öz kardeşini öldür demekti bu. Öldür ve namusumuzu temizle.

Çetin tekrar doğrulttu silahı kardeşinin başına. Eli biraz titrer gibi oldu ama toparladı. Derdi kardeşini öldürmek değildi. Sonrasında hapse girecek olmak sıkıyordu canını. Dört duvar arasında kalmak da bir süre sonra can sıkardı.

Nasıl bir kavramdı namus? Bir kadının ölümüyle bütün erkeklerin, bütün ailenin bir anda namusu temizleniveriyordu. Nedense bir tek kadına biçilmişti bu kaftan. Erkek yapardı ama kadının kendini koruması gerekirdi. Erkeğe bir şey olmazdı ama kadının namusu kirlenirdi. Erkekte namus olmaz, kadın namussuz olurdu.

Asya bir günahın bedelini ödüyordu. Kimsenin bilmediği şeyse, o günahın nasıl işlendiği, Asya’nın nasıl bu hale geldiğiydi. Fakat bu önemsiz bir ayrıntıydı. Sonuç olarak olan olmuştu. Hüküm verilmiş Asya infaz edilecekti.

Peki insan oğlu kendince hüküm verirken Yaradan’ın hükmü ne olacaktı….

***

Ömer Asaf beyaz gömleğinin üstten bir kaç düğmesini açmış, elleri yazlık pantolonunun cebinde önüne baka baka yürüyordu. Dolunayın ışığı ona yol gösterirken bir amaca yol aldığının farkında bile olamayacak kadar düşünceliydi.

Doktorun yanından çıktığından beri canı sıkkın, kafası karmakarışıktı. Derdi veren Rabb’imse, elbette bir bildiği vardır diye geçirdi içinden. Yine de kırıklık hissetti. Eksik buldu kendini.  Büyük hayalleri yoktu ama o da isterdi bir yuva kurmak, mutlu bir aile babası olmak. Şimdi görüyordu ki hiçbir kadının hayatını karartmaya gerek yoktu.

Doktor ilk söylediğinde anlayamamıştı. Hiç duymadığı bir sürü terim kullanmıştı önce, en sonunda Ömer Asaf’ın boş bakışlarını görünce üzgünüm ama çocuk sahibi olamayacaksınız Ömer Bey demişti. Spermleri mi ölmüş, yumurtalığı mı çalışmıyormuş bir şeyler diyordu ama devamını hiç duymadı Ömer Asaf. Doktorun ilk açıklaması yetmişti ona. Tek bir şey sordu.

“Hiç mi imkan yok?”

Doktor üzgünce başını iki yana sallamıştı.

“Elimdeki sonuçlara göre öyle görünüyor.”

Hastaneden çıktıktan sonra gitmedi iş yerine. Çalışmak, kimseyle muhatap olmak istemedi. Eve de gitmek içinden gelmemişti. Gidip ne yapacaktı ki? Şimdi annesi bir sürü şey soracak o da yetmez gibi beğendiği kızlardan bahsedip evlenmesi için başının etini yiyecekti. Boş boş dolaştı sokaklarda. Biraz kabullenmeye ihtiyacı vardı.

Düşünceli bir şekilde yürürken kendini eski tren garında bulmuştu. Her zaman olmasa da nadiren kafası attığında gelirdi buraya ama bu gün amacı bu olmasa da ayakları yine buraya sürüklemişti onu. Gözüne çarpan taşa bir tekme savurdu nedensizce. İçi kararmıştı. Oysa Ömer Asaf çocukları çok severdi. Niye böyle olmuştu ki şimdi? Hangi kadına benim çocuğum olmuyor ama yine de gel evlen benimle diyecekti? Hangi kadının da çocuğunun olma ihtimalini elinden alacaktı? İki yana salladı başını. Dışarıdan ses duyulmuyordu ama içinde fırtınalar kopuyordu.

Olsun dedi birden, olsun… Nasıl olsa kalbini bir kadına kaptırmamıştı daha, bundan sonra da kaptırmaz, olur biterdi. Tek sorun annesiydi. Onun gelin adaylarını da püskürtürse sorun hallolurdu. En zor kısmı burasıydı herhalde ama bir şekilde halledecekti.

Düşüncelere dalmış yürümeye devam ederken bir an gayri ihtiyari başını kaldırdı. Gördüğü manzaraya şaşkınlıkla bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ay ışığının verdiği ölçüde dikkatli adımlarla ilerlerken Hasan Bey ve Çetin’i tanıdı hemen. Nasıl tanımazdı ki? Aynı mahallenin esnaflarıydı onlar. Hem burası küçük bir ilçeydi. Herkes bilirdi birbirini.

İyi de bu saatte burada ne yapıyorlardı? Hem de yanlarındaki yere çökmüş kızla…

Biraz daha yaklaştığında Çetin’in elindeki silahı fark etti. Kızın başına dayanmıştı. Uzun saçları yüzünü kapatan kıza yapılan şeye kaşlarını çattı. Hasan beyden de oğlu Çetin’den de pek haz etmezdi. Zaten oğlu paragöz adamdı. O sırada Hasan Bey’in kızın saçlarını kavrayıp geriye çektiğinde kendi canı acımış gibi suratı buruştu. Gerilen bedeniyle elleri yumruk olmuştu. Pek bir şey duyamadı o sıra.

Gördüklerini anlamlandırmaya çalışırken kızın başı geriye gidince dolunay güneş gibi yüzüne vurmuştu. Onu tanıması biraz daha zor olmuştu ama hatırladı kısa sürede.

Asya….

Bu yüzü nerede görse tanırdı. Asya arada babası ve abisine yardıma gelirdi. Küçük bir züccaciye dükkanları vardı. O zaman kapıda falan görürdü Asya’yı. Güzel kızdı Asya ama ters baktığı da olmamıştı. Hem uzun zamandır da görmemişti. Bildiği kadarıyla da okuyordu zaten. Hem de eczacılık okuyorduğunu söylemişti abisi. Zengin edecek bizi diye övünürdü. Zeki kızdı vesselam.

“Baba…”

Kızın cılız sesini duydu belli belirsiz. Eli cebine giderken bu duruma daha fazla kayıtsız kalmayı düşünmüyordu. Telefonunu kavradığında Hasan Bey’in oğluna yaptığı baş işaretini gördü. Çok geçti her şey için. Panikle bir kaç adım atarak kendini öne çıkarttı.

“Hasan Bey!”

Başlar kendine döndüğünde devam etti.

“Hayırdır inşallah. Kanun hükmünü siz mi uygular oldunuz?”

Hasan Bey memnuniyetsiz bakışlarını Ömer Asaf’a çevirdi. Nereden çıkmıştı bu doğrucu Davut. Şimdi bütün işi berbat edecekti.

“Git işine Ömer. Karışma işimize.”

Asya ölümünü beklerken duyduğu sesle aralamıştı gözlerini. Karşılarında dikilen Ömer Asaf’ı görünce ilk şaşırdı ama hemen ardından içine az da olsa umut doğmuştu. Pek tanımazdı Ömer Asaf’ı ama duyardı ismini. Efendi, dürüst diye bahsederlerdi hep. Belki ona da yardım ederdi.

Ömer Asaf’ın bakışları Asya’nın yüzüne düştü kısa süre. Ağzı burnu kan içinde kalmıştı. İçi acıdı. Bu durumu hak edecek ne yapmış olabilir diye düşündü. Başını tekrar kaldırdığında sert bakışlarını Çetin’e dikti.

“Katil mi olacaksın Çetin. Kardeş katili… Kız kardeşin değil mi lan o senin, ne diye kıyacaksın?”

Çetin küçümser bir bakış attı.

“Sen anlamazsın. Namus davası bu.”

Doğru söylüyordu. Ömer Asaf böyle bir namus davasını anlayamazdı. Kendi canından kanından olan kadının korunması gerekirken başına silah dayanması akıl karı değildi. Kendinden güçsüz rakibi bile karşısına alacak bir adam değilken yaradılışıyla narin kendisinden güçsüz bir kadına el kaldıracak kadar aciz hiç değildi.

Sıkıntı bir nefes verdi.

“Başka çözümü yok mu bunun? Harap etmişsiniz kızı, bırakın yazık, günah yaptığınız.”

Böyle ikna edemeyeceğini biliyordu ama şansını deniyordu Ömer Asaf. Belli ki Çetin hapsi çoktan göze almıştı. Bir yanlışta kız gözlerinin önünde ziyan olurdu.

Hasan Bey öfkelenmeye başladı. Zaten yeterince derdi varken bir de bu adam çıkmıştı.

“Aile meselesine karışma Ömer. Var git işine. Bu işi anca kan temizler. Sende bulma belanı.”

Ömer Asaf yumruğunu sıktı. İkisine de bela ne demek gösterirdi ama Çetin’in elindeki silah durmasını sağlıyordu. Zaten bu şekilde hala yerde titreyen kızı da kurtaramazdı. Aklına gelen fikirle bir adım daha attı öne.

“Derdiniz namus temizlemekse ben evlenirim.” dedi birden.

Hasan bey ve Çetin kulaklarına inanamadı ilk. Daha da kötüsü Asya duyduklarıyla kurtulacağını sanarken yeni bir korku kapladı içini. Bora’dan başka bir erkeğe ait olmayacaktı. Bu da onun için başka bir ölüm olurdu. Hem karnında sevdiği adamın bebeğini taşıyordu o.

“Dalga mı geciyorsun lan bizimle? Bu o**** başkasının pi*** taşıyor karnında.”

Ömer Asaf Çetin’in gevşek gevşek konuşmasına baktı bir süre. Sonra hala bir eli karnında korkuyla sessiz sessiz ağlayan kıza çevirdi bakışlarını. Asya kendisine değen gözlerden utanarak başını yere eğmişti. İşte bunu beklemiyordu Ömer Asaf. Duruma biraz şaşırdı. Gerçi namus davası dendiğinde ne duyacağını düşünmüştü ki? Söz ağızdan çıkmıştı bir kere. Arkasında duracaktı.

“Kabulüm.” dedi Ömer Asaf. “Karnındaki bebeğiyle kabulüm. Bebeği de üstlenirim kimse de namusunuza laf etmez.”

Hasan Bey ve Çetin düşüncelere daldı. İkisi de kendi çıkarlarının derdine düştü birden. Çetin’in durum hoşuna gitmişti. Hapse girmeden halletmek iyi olurdu. Boş yere de yatmazdı hiç yoktan. Salak bu herif diye düşündü içinden. Buraların zenginlerindendi Ömer Asaf. İstediği kızı alırdı. Şimdi gidipte hamile bir kadını almak aptallık değilde neydi? Hem de başkasının kirlettiği kadını sahiplenecek bir de çocuk benden diyecekti. Kesin içmiş, ne dediğini bilmiyordu. Zaten bu saatte burada oluşunun da başka bir açıklaması olmaz diye düşündü. Yine de bakışlarını babasına çevirdi. Onun ne diyeceğini merak ediyordu.

Asya’nın babası karşısında kendinden emin duran genci süzdü uzun uzun. Çok şey düşünüyordu. Karşısındaki adamın aptal olmadığını da biliyordu. Kendince kızı kurtarıp kahraman olacak diye düşündü. Şimdi kurtarıp yarın polislere ihbar edecekti ama Hasan Bey’in karnı toktu bunlara.

“Sen karşında keriz mi var sanıyorsun Ömer Asaf? Sana ne diye inanalım?”

Ömer Asaf bir adım daha öne attı.

“Sözümden şüphen mi var Hasan Bey? Ne zaman sözümde durmadığımı gördün?”

Hasan Bey yine de emin olmak istedi.

“Polise ihbar ederim diye düşünme sakın. Bil ki namusumuz yerde kalmaz.”

Ömer Asaf bunun zaten çözüm olmadığını biliyordu. Bir kadın ölmeden kim hapse giriyordu ki? Öldürmek istedi diye ceza yiyen mi vardı? Ölünce de iş işten geçmiş oluyordu. Kadını savunmasız bırakan bir diğer şey de yasalar değil miydi?

“Öyle bir niyetim yok. Sözüm söz yarın gelip isteyeceğim kızını.”

Hasan Bey’in dudakları kıvrıldı. Keyfi yerine gelmişti. Doğru diyordu Ömer Asaf. Bir söz veripte caydığı görülmemişti. Hazır asıl kerizi o bulmuşken isteklerini sıraladı.

“Bir hafta içinde nikah kıyacaksın. Herkes ettiğini temizliyorsun sanacak.”

Ömer Asaf sabırla dinledi adamı. Kendini zor tutuyordu ama yapacak bir şey yoktu.

“Tamam, ona da söz.”

Hasan Bey memnun başını sallarken Çetin girdi araya. Onun da istekleri vardı tabii. Ömer Asaf marangozdu. Baba mesleğini devam ettiriyordu. Buralarda en çok onlar tercih edilir herkes önce onlara giderdi. Hem çevreleri geniş hem de tanıdıkları çoktu. Zaten tarlaları, evleri, arabaları her şeyleri vardı. Hatta Ömer Asaf’ın yerinde olsa çalışmaya bile gerek duymazdı Çetin.

“Şu bizim on beş bin liralık borcu da siliver. Akraba olacağız ne de olsa.”

Kaşları çatıldı Ömer Asaf’ın. Şerefsiz dedi içinden. Kendi dükkanlarının raflarını, dolaplarını Ömer Asaf yapmıştı hep. İki sene olmuştu yapalı. Hala da ödememişlerdi parasını. Zaten ödeyecek gibi de değillerdi ama burada bu şekilde sanki Ömer Asaf suçlu gibi pay çıkartmaya çalışması sinirini bozmuştu. Dişlerini sıkarak konuştu, sabrı azarlıyordu.

“Tamam, dediğiniz gibi olsun.”

Onu da kabul etti. Giden para olsun dedi. İnsanlık çoktan elden gittikten sonra paranın ne önemi vardı. Yerde sessizce onları dinleyen kıza kısa bir bakış daha attı.

“Benim de bir isteğim var ama.”

Karşısındaki iki adam ona merakla bakarken Asya’yı gösterdi.

“Kıza el sürmeyeceksiniz. Ne bebeğine ne de kıza en ufak zarar gelirse vaz geçerim. Saçının teline dahi dokunmayacaksınız.”

Tags:

Paylaş
265 Yorum
  1. Kubrakaralal. 34 3 ay önce

    Bölüm muhteşem beni benden aldı kendimi kaybettim resmen emeğine sağlık başarılar diliyorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account