MI_01102021_0925

Bölüm-1

Altı arkadaş toplandıkları mekanda dertleşiyor,dertleşirken de bir birleri ile dalga geçmeyi ihmal etmiyorlardı.Yaklaşık altı aydır dertleşme fırsatı bulamamışlardı. İş güç derken ancak bir araya gelebilmişlerdi. Eee hem Ankara’lı hemde arkadaşları pavyoncu olunca muhteşem altılı Ankara’nın meşhur alem gecelerine dalmayınca olmazdı.

Ali arkadaşı Kenan’ın sitemleri ile bıkkınlıkla söylendi.

” Eee yeter be oğlum! Amma mızmızlandın. Sanki ilk evlenen sensin .” Kenan’a kızıyordu.Gına gelmişti artık ne mız mız bir adam dı bu Kenan.Bıkmış bir şekilde etrafı süzdü.Loş ışıklandırmalar etrafı aydınlatırken renk tonu insanı kasvete sürükler cinstendi. Nede olsa pavyon tarzı bir yerdi.Ama zamanı gelmişti en kısa sürede burasını daha elit bir mekan haline getirmeliyim diye düşündü Ali.Fakat aynı mız,mız ses küçük bir çocuğun naz yapması gibi düşüncelerini tekrar dağıttı.

” Ne yapayım Ali ? Zil takıp oynayayım mı ? İstemiyorum işte. Ama valide taktı. Olacak ta olacak!” Annesinin taklitini yapan adam çaresiz bir şekilde başını ellerinin arasına aldı. Evlendiği , zorla evlendiği nikahlı bir karısı vardı onun. Gerçi daha düğün olmamıştı.Sadece nikahları kıyılmıştı.Tamam işte annesinin istediğini yapıp nikahı kıymıştı ama ne gerek vardı birde düğün tantanasına. Rüya iyi kızdı,kırılgandı ama sanki ne kadar kaçarsa kaçsın bir mıknatıs gibi çekiyordu kendisine.Belkide korktuğu şey buydu.Birini sevmek ve bağlanmak.Kafası patlayacak dereceye geliyordu artık bir şey lerden korkuyordu ama neyden bir türlü karar veremiyordu.Gözlerinin önünde Rüya’nın kırgın bakışları canlanınca ellerini kaldırıp gözlerini ovdu.Tekrar bir yudum rakısından aldı ve siyah masaya bırakırken Yunus’un konuşması böldü sessizliği.

” Ulan sanki biz güle oynaya aldık ya bizimkileri. Anlatsana Ömer şuna neler geldi senin başına.” Yunus’un ses tonun da biraz da alay vardı.Bu deli oğlanda girecekti bu aleme yoktu öyle yan çizmek.Hem fırsattan istifade Ömer’in meşhur evlilik macerasını da böylelikle öğrenmiş olurdu.Adam devlet sırrı gibi saklıyordu.Oğlum Yunus senin sonun bu gidişle tımarhane aynı karıların dedikodu muhabbetine çevirdin iki dakikada alem gecesini diyen iç sesi ile kendi kendinden tiksindi. Cık cık çekerek siyah masada tek canlı renk olan kırmızı kuruyemiş tabağına uzandı.Asi birazda hırçın karısıyla uğraşma vaktiydi bu gece.Elbet bir bedeli olacak bana attığın kazığın diyerek yeşil gözlerini, sinirle konuşan Ömer’e çevirdi.

” Ne lan ? Bana diyene bak! Hepiniz aynı bok çukurundasınız sonuçta.”Öfkeli bakışlarını arkadaşından ayırmadan sertçe masaya vurdu. “Yunus sıçtırma ağzına. Kim horona girer de evli gelir senin gibi dangalaktan başka ?” Öyle yağma yoktu,kendini rakı masasına meze etmeye niyeti yoktu. Hafif alayla hafif histerik bir şekilde gülümsedi. Hiç biri isteyerek evlenmemişlerdi zaten. Hepsi de birbirinin acısını çektiklerini biliyorlardı. Ama yapacakları bir şey olmadığı gibi teselli de yalan olacaktı. Bu yüzden teselli bile vermiyorlardı. Gerçi bu Yunus malından şüpheliydi ama sanki sakladığı bir şeyler var gibiydi geçmişi ve karısıyla ilgili.Karışma zararlı sen çıkacarsın sonunda diyen iç sesine kulak vererek çatalını önündeki kavuna batırdı.Yunus her zamanki gibi asabi bir şekilde konuşuyordu birazdan cümbüş başlayacağının sinyallerini verirken esas cümbüş’ün evde olduğu aklına geldi.Fakat anında aklından silip atarak Yunus’a odaklandı.

” Oğlum o ayrı lan bir de vuruluyordum az daha. Adam polis bir de arkadaşım olacak tuttu verdi ellerine. Mehmet sana diyorum lan.” dediğinde Mehmet daldığı yerden çıkıp konuştu.

” Ne var lan ne var ? Kelin ilacı olsa başına sürer. Ben mi yakacağım başımı ? Bıktım zaten karı dırdırından.” Bir taraftanda karısını düşünüyordu zaten.Nasıl bir günah işlemişti acaba da yeri geldiğinde kedi yavrusu yeri geldiğin de yırtıcı Aslan gibi olan bir kadını yazmıştı alnına yaradan.İçli içli çalan türküyle iyice darlanan Mehmet geçmişinde nerede hata yaptığını düşünüyordu.Zaten ne geldiyse başına hep geçmişten gelmişti.Bir dikişte bitirdiği bardağı sertçe masaya vurarak ofladı.Tekrar konuşmaya başlayan taze damata odaklandı bir gün bu adamı elinden alamayacaklardı.Ne merak var arkadaş bu adamda diye düşünerek dinlemeye başladı.

” Ha sen bıktın da biz bayılıyoruz şerefsiz. Ya abi bu ne ya ? Alt tarafı 6 aydır yoktum. Bana da anlatın da ben de bileyim şu çektiklerinizi. Tamam evliliklerinizi biliyorum da nasıl oldu neler yaşadınız merak ediyorum. Neyse ayrıca düğününüze de çağırmadınız. Bu hiç etik değil.” Kenan’ın söylediği söz ile hepsi ona acayip acayip bakıyordu. Rakı hepsine yaramıştı ama daha çarpmamıştı.

” Lan Ali bu uçmuş ya la. Etik metik çarptı bunu çarptı. Rakı bu oğlum ağzınla içeceksin. Başka bir yerlerinle değil.” Ömer ağzından çıkan harflerin peltekleşmeye başlaması ile yüzünü buruşturdu ve sözlerine devam etti.

“Abicim söyleyin şu Kenan’a insanın başına ya meraktan ya meraktan gelirmiş.” dediğinde Kenan yüzünü buruşturmuştu.Açık kahve ve normalde yapılı olan saçları iyice dağılmış önleri kıvrılmaya başlamıştı. Kenan’a acıyan Yunus lafa atıldı.

” Yok be abi anlatın garibana bilsin başına gelecekleri.” Kenan’ın korkudan renk değiştiren yüzüne bakarak bir kahkaha attı. Acımıyor da değildi aslında ama onun sürekli mimik değiştirmesi korkması falan çok komiğine gidiyordu. Mehmet arkadaşının kahkahalarına kızıp içkininde etkisi ile atarlandı.

” He Yunus anlat oğlum sen anlatmaya hep meraklısın zaten adamın beynini uyuşturursun başka bildiğin bir bok yok.” dediğinde Yunus’un gülen suratı solmuştu.

” Mehmet ! Ayıp oluyor ama !” diye tartışma başlatacak iken araya Kenan girdi.

” E hadi abi ya anlatın artık.Zaten ne yapacağım ne edeceğim bilmiyorum.” diye onlarında deyişiyle karı gibi mızmızlanırken Yunus klasik konuşmasına başladı. Trabzonlu olması ile söze başlarken Mehmet onu durdurdu.

” Bak oğlum beni bilirsin. Ben Trabzonluyum. “

” Of geç oraları. Laf kalabalığı yapma Yunus’um.” Sözü kesilince Yunus’un yeşil gözleri Mehmet’e döndü. Elini masaya vurup konuştu.

” E sen anlat Mehmet! Hadi buyur! Ne de olsa hayatımın içine sıçma lütfunda bulundun.” Dedikten sonra iki tane ‘cık ‘ çekti. Mehmet ona aldırmayarak söze başladı.

” Neyse Kenan’ım. Bunun Asiye Nine hastalanmış. ” İlle de Yunus’um ille de Yunus’um” deyip duruyormuş. Bize geldi bu haber. Biz de düştük Trabzon yoluna. Neyse gittik Ninem sapasağlam bildiğin hamsi gibi kıpır kıpır. Meğersem bunun amca oğlunun düğünü varmış. Bu da onunla papaz ya.” Mehmet anlatırken her ‘bu’ kelimesinde Yunus’u gösteriyordu.” Ninem bir oyun çevirmiş. Bunları allem etti kallem etti barıştırdı. Geldik düğüne kemençeler horonlar. Tabi bu Trabzon’dan çıkalı epey olmuş. Örf adet unutmuş artık nasıl olduysa.” Son cümleyi Yunus’a bakarak imalı bir şekilde söylemişti.” Neyse kızlı erkekli başladılar horon tepmeye. Bu içiyor. İçme diyorum içiyor. İçme diyorum içiyor. Sonra kalktı girdi horona . Bir de horondan çıksa ki hop bizim Karadeniz uşağı Yunus nişanlı…” Olanlara aklı sırrı ermeyen Yusuf yüzünü buruşturur.

” O nasıl bir iş lan öyle? ” der ve bardağındaki son rakıyı da bitirir. Mehmet derin bir nefes alarak konuşmaya devam eder.

” Nasıl işi var mı Yusuf’um. O, horonda hangi kızın yanına girersen o kızda gönlün var demekmiş.Bu da girdi kızın koluna düştü nikah yoluna. ” dedikten sonra o da bardağındaki rakıyı bitirdi.

” İyi de abi kız nasıl istedi bunu ? ” Ömer de anlam verememişti. Aslında her şeyden haberleri olurdu hepsinin ama iki yıl sonra ilk defa dertleşme fırsatı bulmuşlardı ve ilk defa evlilik olaylarını ayrıntılı şekilde konuşuyorlardı.

” Ömer ! Lan sanki ben bayılıyorum ya o karıya.” desede bu adamlara yüreğindeki yangınları anlatmaya niyeti yoktu.Bir alay konusunu daha kaldıramazdı.Ah ulan Deniz ah! Kızım verdiğin söz oldu yüreğime köz diye içinden geçirerek rakısını bitirdi. Sırayla rakıları bitirip tekrar dolduruyorlardı. ” Neyse !” diye Mehmet bağırınca herkes ona döndü. ” Ben devam edeyim. Kızın babası tutturdu namus da namus. Alacaksın kızımı diye. Bu der almam O der vururum. Tabi bu Sarı uşak çekti kapıyı çıktı. Adam aldı silahı. Bizim cesur uşak nişan tahtası gibi karşısında.Ateş etti ama  fedakar laz kızımız babasının koluna sarılınca kurşun uşağın sırtına geleceği yerde kolunu sıyırdı.Kız da dedi sonunda. ‘ Baba ben başka birini isterim.’ diye. İlk bu morardı falan tabi. Sonra umursamadan konuştu. ‘ Hah al kızını istediğine ver’dedi. Adam da laz inadı var. Nuh dedi peygamber demedi. ‘ Kızımın adı çıktı alacaksın. Almazsan senin kardeşinin de adı çıkar yemin olsun. Almam oğluma kardeşini ” demez mi ? Bu uşak morardı , sarardı iyice renkten renge girdi. Bu renk değiştirdikçe adam yavaş yavaş tüfeği indirdi. Meğersem bunun kardeşiyle adamın oğlu yani Deniz’in de kardeşi sevdalıymış. Anlayacağınız kardeşinin sevdası , oldu Yunus’ta horon yarası. Deniz de üstüne oldu cabası…” dediğinde herkes kahkahalara boğulmuştu. Olaylar Mehmet’in gözü önüne gelince o da gülmekten kendini alı koyamadı.

” Çok komiksin abi çok. Bak gülmekten karnıma ağrılar girdi. ” diye söylenen Yunus, kasede kalan son kajuyu da ağzına atıp dişlerini birbirine sürterek çiğnemeye başladı.” Yusuf lan. Anlat bunun yaşadığını da balon gibi patlasın. Yaptığı salaklıkları başına aldığı belaları anlat.!” derken Mehmet’e de kafasını hızla sallayarak ‘ Sen sonra görecen’ bakışı atıyordu.

Yunus’un dediğini duyunca dondu kaldı. Şimdi anlatılacaklar Mehmet’in sıçtığının kanıtıydı.

” Ne oldu Mehmet ? Rengin attı. MORARDIN!” morardın derken üzerine baskı yapmıştı. Masadakiler gülmeyi kesip Mehmet’in yüz ifadesine bakmaya başladılar.

” Sıçtırma Yunus ağzına. Ben Kenan’a moral olsun diye anlattım. ” derken iki elini havaya kaldırmış geriye yaslanmıştı.

” Anlat Yusuf anlat da biraz daha moral olsun Kenan’a “dediğinde Yusuf gaza gelip yerinde kıpırdadı.

” Ha vallahi hamsi gibi kıpırdıyor anlatacak. Yandın sen Memet ! ” diye Yunus söylenmelerine devam ederken Mehmet kendini tokatlıyordu.

” Bunlar ekip olarak görev peşindeler ama ne görev. Fuhuş operasyonu.Küçük yaştaki çocukları okutacağız yardım edeceğiz bahanesiyle ailelerini kandırıp fuhuşa sürüklüyorlarmış. Bunu da bir dans okulu altından gizliden yapıyorlarmış. Neyse bunlar yüzdüler, yüzdüler kuyruğuna geldiler. İşin sonu geldi okulu bastılar. İlgisi olan herkesi topladılar. Sen git ünlü iş adamı Nazım Eroğlu’nun kızının dans okulunu bas. Adam hiç şaşırmamış önce. Kızı asi ,dik başlı ,dediğim dedik biri olunca. Tabi bir de kendi gibi dik başlı sevgili yapmış.Sevgili ama ne sevgili abi. Adam da ne ararsan var. Esrar , tecavüz , karapara aklama anlayacağın her pislik var. Meğer kızı ayakta uyutup okul adı altından fuhuş yaptırıyorlarmış. Tabi dans okulu olduğunu aileler bilmiyor ya. Nazım Eroğlu da müstakbel damattan hiç haz etmiyor. Bunları da öğrenince bu da kızıyla sevgilisini ayırmak için tuz biber olmuş sebebe. Bizim sabırsız polisimiz Mehmet komiser de olayı toparlayamamış medya duymuş. Babamızın ensesi de kalın bizimkini başlamış tehdide. ‘ Ya kızımla evlenir ismine sürdüğün lekeyi temizlersin ya da ben seni  süründürür, meslekten men ettiririm.’öyleydi böyleydi derken bizimki durur mu ? ‘ Sizin kızınız o yolluysa ben ne yapayım bey baba’ demiş. Kız da bunu duyunca zaten asi , agresif biri kayışlar kopmuş. Ben bu mağaradan kaçmış insan müsveddesiyle evlenmem.Hem benim sevgilimin bacağını kırdı daha hiç birşey kanıtlanmış değil.Sevgilim bu adamın darp etmesiyle kendini bile savunmadı. Üstelik önce de gelip beni tehdit etti. Rüşvet karşılığı operasyonun hedefini değiştire bileceğini söyledi demiş. Aklı sıra Sevgilisinin intikamını alacak.Sinek küçük mide bulandırır hesabı.Bu olaylar olduktan sonra Mehmet meslekten rüşvet ve tehdit idiasıyla uzaklaştırıldı ama Mehmet bu durur mu ? Kaçırdı kızı aldı başına belayı. Babasına şart koştu. Babası da kabul etti. Ama asıl şart onunki. ‘ Kızımı al mesleğe dön ‘ dedi. Bu da babaya söz verdi ya..” Yusuf hızını almış duramazken ve tam gaz devam ederken Kenan sözünü anlamsız bir soruyla kesti.

” Hangi babaya ?” gözleri bayık ifadesizce, bir şey olmamış gibi sorunca Yusuf sözünün kesildiğine sinirlendi.

” Lan Kenan sen Saf mısın oğlum ? Hangi babası olacak? Kendi babasına polis olmak için yemin etmedi mi ? O söz. ” deyince Kenan’ın jeton yeni düşmüştü. Kafasında yanan ampülle konuştu.

“Haaa tamam.” deyince Yusuf da son cümleyle bitirdi Mehmet’in hikayesini. ” İşte o söz uğruna mecbur kaldı o deli kızı almaya.” dediğinde Mehmet de onu onayladı.

” He aldım da iyi bok yedim oğlum. Yeminle çatlak lan. Kafada tahta, conta ne varsa eksik.” dedi ama içindeki isyankar sesi yıllardır bastıramamıştı. O ses tekrar ulaştı kulaklarına.He eksik olan bir şey varsa oda senin aklın. Kızı zamanında terk eden sendin.Ne oldu kız başka birine gönlünü verince mi kıymetlendi? Ulan iç ses kimden yanasın lan oğlum? Keyfimden mi terk ettim? O süre içinde benimle birlikteyken tehlikedeydi işte sende biliyordun ordaydın.Mehmet iç sesiyle anlamsız konuşmalarını sarhoş olmaya başlamasına verdi.Fakat iç sesinin susacağı yoktu.Onun için yatakta başka biriyle bastırdın kendini.Hayda lan oğlum görev içindi o Azra’nın uzaklaşması gerekiyordu benden.Babası kızını işlerimden uzak tutmamı tehlikede olduğunu söyleyince benimde aklıma o geldi işte.Ama anlamadığım bu adam önce ayrılmamızın bir faktörü olup sonra evlenmemize niye sebep oldu? Hem ben ne bileyim işlerin bu kadar karışacağını diye kendi iç sesisine kendini anlatan ilk insan olarak tarihe geçebilecek kapasiteye sahip olduğunu düşünürken Ömer tekrar konuştu.

” Mehmet. Mehmet.Mehmet ! Mehmet ! ” en sonunda dayanamayan Mehmet bağırdı.

” Ne var Ömer ne var ?Mehmet Mehmet.Ali bir şey de şu Ömer’e elimde kalacak.” diye bu sefer Ali’ye sardığında Ömer onu karıştırmadan konuştu.

” Ne alıp veremediğin var lan senin benimle ?”

” Ne olacak  Mehmet’im sen karının neye benzediğini tarif ettin o bunu bile beceremiyor ya ondan atarlanıyor ergen kılıklı.”deyince Ömer yalnız kaldığını anladı.

” Vur Ali vur! Bir de sen vur abalıya  anasını satıyım. ” Kenan yine bitmez tükenmez merakına yenik düşüp bu sefer en ilginç hikayeye sahip olan Ömer’in kini yüzündeki alaylı sırıtışa engel olamadan sordu.

” Abi Ömer abiyi anlatsana bir de kesin onunki de daha olaylı bir nikah.” dediğinde Ali dönen başını yavaş yavaş salladı.

” Olmaz mı Kenan’ım” deyip anlatmaya başladı.” Bak şimdi bunun Baba tekstilci , bu da haliyle genç Ceo Bay Ömer Atalay’ya.” Sağında oturan Ömer’in omzuna alayla bir kaç defa vurdu. Arkadaşının sert bakışlarını umursamadan anlatmaya devam etti. “Çakı gibi Ceo. Babanın gözüne de girecek ya  Hintlilerle alışveriş yapacaklar. Bunlarla bir sorun çıkmış.Babası da işleri Ömer’e devredecek o günlerde, nede olsa yaşlı kurt gününü gün edecek bu yokken.” diye muzip bir şekilde söylemeye başladığında Ömer araya atıldı.

” Aliii!” ‘i’ yi uzatarak uyarı baabında söylemişti.

” Ne var lan yalan mı ? Hepimiz biliyoruz Ziya Amca’yı ve onun sekreter merakını. Her neyse düştük Hindistan yollarına. Tabi bende yanında . Lan sahi benim seninle ne işim vardI? ” diye alayla Ömer’e sorduğunda Ömer kafasını kütletip dişlerinin arasından konuştu.

” Sana kına almaya gittik Ali oldu mu ? Desenli desenli yakarsın bir taraflarına nasıl olsa olan bana oldu. Sen zevklen dur.” dediğinde Ali şahane sesini kahkahasına yansıtarak güldü.

” Ben de elin yaban elleri, ne olur ne olmaz gardaşımla gideyim dedim. Neyse gittik Hindistan’a bir hürmet bir hürmet. Bildiğiniz üzere Hindistan kadın pazarlamada neredeyse bir numara. Neyse biri gidiyor biri geliyor . Hızmalısı, kınalısı ,alnında işaret olanlısı, tuhaf elbiselisi . ” Lan Ömer ne oluyor?” dedim. ” Ne bileyim abi, ben de ilk defa geliyorum. Demek ki babam bu yüzden ayda iki kere Hindistan yolcusuymuş abi” dedi. Ama hatunlar taştı. Neyse geldi izbandut kılıklı bir herif yanında da tercüman. ” Kumaş nakliyatı yapılmayacak .” dedi Bizimki Ceo ya aldı eline sazı başladı aşık atmaya. ” Nakliyat yok diyorsun. Sen kimle iş yaptığını bilmiyor musun ? Seni bitiririm. Piyasadan da silerim. Ömer veriyor veriştiriyor adam karşımızda süklüm püklüm kaldı. Sonunda ağzından çıkardı baklayı. Demesin mi ” Babanız benim kızımın kayın validesini kaçırdı” diye. Ömer’e inme indi bildiğin gardaş. Adam hık dedi kaldı.Meğer bizim Ziya Amca almış bir karta kaçmış bir hint gelini, kadının oğlu da Ziya Amca’ya  çatamayınca adamın işlerini baltalamış. Tehditle kızını almış. Adamda dımdızlak kalmış. ‘ Benim derdim kızım. Yardım et bana. Parada gözüm yok , kızımında günahı yok. Adam resmen hayatını anlattırıyor tercümana ne gerek varsa kızını geçtim evliliğine kadar anlattı bize.Ben severek evlendim. Eşim de Türk’tü babanın akrabasıydı. Kızımı ölürken  bana emanet etti ama ben koruyamadım. Babanız o adamın annesini kaçırmasaydı benim kızım yanımda olacaktı.’ dedi. Biz tabi bu arada bir tercümana bir adama bakıyoruz. Hızlı, hızlı da konuşuyor. Neyse Ömer Ziya amcaya ulaşamadı bir türlü. Sonra atarlı damat geldi. ‘ Kıza karşılık annem. Herkese rezil rüsva oldum. İtibarım zedelendi.’ diye yeri göğü inletti. Bir de bacak kadar boyu var.Bir de kara kuru bir şey. Neyse sonunda Ziya amca inadından vazgeçti geldi kadınla. ” Anneni bir şartla geri veririm Esha’yı oğluma vereceksin.’ dedi. Ömer’de film koptu. Dağ gibi Ömer mala bağladı. Tabi o muhteşem gece hayatını bırakmak istemiyor. ‘ Baba istemem. Baba evlenmeyi düşünmüyorum’ dese de Ziya amca bu sefer dönmedi inadından. Ben zamanında Meral’e annenin isteğiyle Esha’yla seni evlendirmek için söz verdim bu iş olacak diye kesin bir şekilde belirtti.Biliyor oğlunun ne boklar yediğini.Sonra tam da Ömer’imin damarına bastı.’ Sen almazsan bu kızı ben de bu kadını alırım nikahıma , veririm annenden kalan şirketleri de bu kara oğlana sonra beş parasız kalırsın ortada.’ deyince ne yapsın gariban Ömer’im annesinin hatırasını kaybetmemek için kabul etti. ” Ali bunu acıyarak söylediğinde Kenan laf arasına girdi. Kendisi çok becerebilmiş gibi konuşmaya başladı.

” Abi sen de kabul etmeseydin be. Gitsin şirketler ne olacak. Dava açar alırdın tekrar.” dediğinde Ömer koyu kahverengi gözlerini rakı bardağından ayırıp Kenan’a baktı.

” İster miyim lan ben elin Hintli’si gelsin benim anamdan kalan hatıralara baharat döksün ? Tamam dedim ben de el mahkum.” dediğinde Ali konuşmaya başladı.

” Neyse kesmeyin sözümü.Kızı aldık yanımıza. Ne sen sor ne ben söyleyeyim. ‘ Aç yüzünü’ deriz açmaz. ‘ Konuş. ‘ deriz konuşmaz. Meğer Ömer görmüş kızı ama peçeliymiş. ‘ O peçe hiç çıkmayacak. Yüzünü görmeye tahammülüm yok.Ayağımın altında dolanma ‘ demiş. Kız zavallı in mi, cin mi yoksa Ziya Amca’nın dediği gibi peri mi bilen yok.” dediğinde hepsi birlikte 3 defa ‘cık’ çektiler. Ömer de hepsine ters ters bakıp sabır çekti.

” He peri peri. Bir kanatları eksik. Ama yakında o kanatları ben takıp onun Azrail’i olacağım. Bir de kınalamıyor mu her yerini şekilli, şekilli. Zannedersin evde rockcılar geziyor. Tövbe ,tövbe lan diyerek Aklına gelen saçma düşünce ve sarhoşluğun etkisiyle kapanmaya çabalayan gözlerini irice açarak mırıldandı.

“Rockcılar gibi birisi de o yüzden mi peçe takıyor bu yoksa ? Tövbe bismillah…” dediğinde Esha’nın peçesinden dolayı açıkta kalan gözleri düştü aklına.Zaten bir ok misali işlemişti o bakışlar içine hiç bir mimiğini göremediği yüzünden adeta gözleriyle anlatıyordu derdini.Öyle bir bakıyorduki sanki gözleri kalbini mühürlermişçesine.Hele o gözlere başkası bakınca şu damarlarında dolaşan kan bir lav gibi geçtiği yeri yakmıyormuydu işte bunu kendine yediremiyordu.Önce istemem deyip sonra kıskanmak neyin nesiydi anlam veremiyordu.Erkeklik gururu yokmu tükürdüğünü yalayıp arkadaşlarınada anlatamıyordu içinde kopan fırtınayı.Ancak böyle gır gıra vuruyordu işi.Ali rakının Ömer’i çarptığını anlamıştı ama sadece  gözleri görünen bir kadını nasıl rockcılara benzettiğine anlam verememişti. Ela gözleri Ömer’i bulduğunda ağzını açtı.

” He Ömer’im he.Oğlum ne bu ya ? Nasıl içiyorsunuz siz bu rakıyı ? Benzettiğin şeye bir bak. Ağzından çıkanı kulağın duydu mu şimdi senin ? ” dediğinde Ömer kaslı göğsünü gerip konuşmaya başladı.

” Ne o Ali bey ? Beğenemediniz mi ? Dur orada! Tabi senin beğenilerin farklı. Sen alışkınsındır sessiz, sessiz dinlenmeye. Dırdır eden yok. Vir vir eden yok. Oh ne ala.” deyip sandalyesine yaslandı.

” Adam akıllı beyler. ‘Karı dırdırı mı çekeceğim?’ demiş . Vurmuş masaya yumruğu. ” diye Mehmet,Ali’ni aklını tastiklediğinde Ali üzerine alınarak konuşmaya başladı.

” Mehmet sen de vursaydın oğlum o yumruğu. Yemedi mi ?”

” Vurmadığım ne malum Ali’m. Vurdum da sonuç hüsran.” dediğinde Kenan Ali’nin hikayesine merak salmıştı bile.

” Ali’m. Senin hikaye nasıl ?” dediğinde Mehmet elini masaya vurdu.

” O hikayeyi benim anlatmam gerekir. Eğer anlatmazsam rahat edemem.” dediğinde Ali yerinde hopladı.

” Allah aşkına sen anlatma Mehmet’im. Neler katarsın şimdi sen .” diye dövünmeye başladı. Mehmet onun bu haline alayla tebessüm etti.

” Neler katacağım ya? Her şeyi olduğu gibi anlatacağım. Vallahi Billahi lan. ” dediğinde Ali bildiği tüm duaları okumaya başlamıştı.İnşallah Mehmet abartıya kaçmazdı. Ellerini yüzüne sürtüp tekrar yalvarmaya başladı.

” Allah’ın adını verdim Meh-” sözünü tamamlayamadan Mehmet hikayeye başlamıştı. Ali ise pusudaydı. Yanlış bir şey dediği an yumruğu geçirecekti arkadaşının  ağzına.

” Bakın şimdi. Ali’nin babası saz ustası ya. Ali de merak salmış saza, çalgıya. Zaten küçüklükten eğitimi varmış ama ilmini öğrenmek  istediğini Kamil Amca’ya söylemiş. Tabi çalışmalara başladıktan bir süre sonra Kamil Amca Hakk’ın rahmetine kavuşmuş. Bu Ali de ‘ baba mesleği başım gözüm üstüne ‘ demiş. Almış sazı eline. Yirmi dört yaşında filinta gibi deli kanlı tabi o zamanlar.Babasından öğrendiği kadarı ile düşmüş üstadın yoluna. Mahalleye varınca da Üstada olayı açıklamış. Üstat kim diyeceksiniz?” Eliyle Ali’yi işaret ederek devam etti. ” Üstat bu asalağın kayın Babası Hayri Amca. Neyse Hayri Amca kabul etmiş. Ne de olsa dost emaneti. Evde iki tane genç kızı var tabi adamın,bu  kuduruk köpekle aynı evde bırakır mı ? Onu geri mekana , yani buraya yollamış. Gel zaman git zaman öğrenmiş işte Ali bu işin ilmini  ama Hayri Amca’yı hiç bırakmamış. Bir yandan da mahallede ev tutmuş. Dört sene Hayri Amca’dan ders almış. İşin inceliklerini öğrenmiş. Mekanda çalıp söyler olmuş. Bir gün mahalleden geçerken bir ses duymuş. Ne hikmetse.” Son cümlesini dalga geçerek söylediğinde Ali ayağıyla alttan Mehmet’in bacağına vurdu. Mehmet gülse mi gülmese mi bilemedi. Şimdi gülse bu deli adam ona dalacak. Gülmese içi rahat etmeyecek.İşi şakaya vurdurmanın en iyisi olduğuna karar vererek konuştu.

” Taciz mi ediyorsun lan beni ? Ayağını bacağıma sürtmeler falan ? ” dediğinde hepsi birlikte kıkırdamaya başlamıştı. Dost sohbeti işte komik olmayan şeylere bile gülerler. Kenan anlatılan hikayelerdeki dalgalardan dolayı zevkten dört köşe olmuş hikayelerin arasında da alttan alttan laf sokuyordu.

” Galipten sesler duymuş olmayasın Ali Abi ? Maazallah sana falan basmış olabilirler o zamanlar.” dediğinde Ali eline aldığı çekirdeğin kabuklarını çitleyip dalga geçenlerin kafasına atıyordu. Son çitlediği çekirdeğin kabuğu ise Kenan’a gelmişti.

” Yeter da. Çöplük müyüz biz ?” diye en sonunda Yunus isyan ettiğinde Ali kabuğu bu sefer eliyle değil ağzıyla fırlatmıştı. ” Tü!” diye ağzındaki çekirdeğin kabuğu Yunus’un yüzüne gelmişti.Yunus ise elinin tersiyle yüzünü silerken sadece ” Elhamdülillah!” demekle yetindi.Mehmet derin bir nefes alarak konuşmaya devam etti.

” Nerede kalmıştık ? Hah. Bir de yanık söylüyormuş ki sormayın gitsin. ” dediğinde Ali’nin ters bakışlarına maruz kalan Mehmet ağzına fermuar çekip Ali’ye ‘ Dur.’ işareti yaptı. Sonra devam etti. ” Tutulmuş o sese. Nereden geldiğini bir türlü bulamamış. Ama aklında da hep o ses kalmış. Bir gün üstat çağırmış yanına bizim garip Ali’yi,bizimkide anında damlamış ama evde birde Hayri Amca’nın kimselere göstermediği kıymetli kızı  varmış desemde inanmayın sadece laf söz olmasın diye eve erkek çağırmazmış mecbur kalmadıkça
Neyse Yemek, çay, pasta ,börek derken Hayri baba girmiş konuya. ” Oğlum. Sen bana babanın emanetisin. Eee bende de yol son buldu,bir ayağım çukurda. İki kızım var büyüğü  nişanlı. Nişanlısı olan oğlum da asker. Biliyorsun ki benim de işlerimi devredecek , emanetime sahip çıkacak bir oğlum yok. Küçük kızımı da onlarla yollayıp diyar, diyar sürükleyemem. Zaten hayat sillesini anası ölünce yedi. O öldüğünden beri konuşmaz garip kuşum. Ha dilsiz mi dersin? Değil. Mevlam bir ses vermiş ama ne hikmetse banimle konuşmaz” Şimdi Hayri Baba bunları neden söyledi dersiniz. ” Ali’m kızım Ayşe de , işlerim de sana emanet.” diye bombayı patlattığında anlaşılıyor zaten ne istediği. “İşlerim için çok bedel ödedim. Yol arkadaşımı yitirdim. Kızımı sessizliğe mahkum ettim. Kızımı al , işlerin başına geç. Ali babanın da gönlü bu yöndeydi. Belki sevdiğin var, belki gönlün başkasında ama sana yaralı bir ceylan emanet ettim. İyi düşün oğlum! Kızımla ablası konuştu. İstemem benim gönlüm başkasında.” demiş ama ben bilirim oğul. Sessizliğinden çekinir . Başka bir derdi daha var oda içindeki saklamaya çalıştıştığı sevdasıdır bilirim.Şimdi dersinki bu adam yüreği sevdaya düşmüş kızını bana niye veriyor. Sen kızıma sahip çık Ali.” demiş rica etmiş Hayri Baba’mız. Ali de saf yazık , gariban ne desin.” Baba benim gönlümde , yüreğimde yüzünü bile bilmediğim , sesine yandığım biri var. Sen illa olacak dersen tamam ama kızına kocalık yapamam. Eğer o gönlündekiyle iş falan çevirmeye çalışırsa da işte bu yolun sonu nereye çıkar onu da bilemem.” demiş. Sanki kızın da işi gücü yok bunu arkasından bıçaklamaya çalışacak ya?

” Oğlum sen şimdi dediğim sözlere iyi kulak ver Sevda dik bir yokuştur yürümesini bilirsen düz bir yol olur,Gönül bir kuştur konacak yeri çoktur lakin konduğu yer hoşsa her dal gül olur,Sevmek ateştir ama seven kor olur,Sen ararsın aşkı da sevdiğin bu yolda lal olur.Tamamdır bu iş Ali’m. Benim güvenim kızıma tam. Öyle bir şey olmaz. Kızım senindir “demiş. Bu adam diye Ali’yi göstererek söylendi. Şanslı piçin teki. Dırdır eden yok,mekanda kaldı üstüne anlayacağınız adam mastırlı çalgıcı. Ahanda bu çam yarması ,gönlü başkasında olan kızı başına sarmış. Ama kız konuşmuyor ya Ali beyin keyfine diyecek yok.” dediğinde Ali derin bir nefes aldı. Sıktığı yumruğu masaya hafifçe bıraktığı halde masadaki tabaklar milimetrik de olsa yerinden oynadı.

” Mehmeett! Sen ne hırt adamsın? Ağzının ayarı yok lan! Nikahlı karıma neler diyorsun oğlum. Çakacağım şimdi bir tane ağzına. Allah’tan abartma dedik. ” dediğinde Mehmet de yerinde dikleşti. Her zaman az ve aynı kesim olan saçlarını kaşıyıp gözlerini kıstı.

” Yavaş gel Ali’m senin karşında Ayşe yok!” dediğinde Ali ağzının içerisinde dilini dolandırmaya başladı.Dudağını ısırıp bıraktı. Sesi biraz daha yükselmişti.

” Ne yavaşı lan? Duyan da asıp kesiyoruz zannedecek. Ne Ayşe’ymiş arkadaş. Size anlatanda suç Doğru dursaydı da çekmeseydi bunca eziyeti. Suç bende mi ? ” dediğinde Yusuf dalga geçer gibi aynı zamanda Ali’ye kızarak muhabbete katıldı.

” Ulan Ali. Allah seni bildiği gibi yapsın. Yazık kıza oğlum. O mu dedi lan ‘ Koca istiyorum. Ali’yi istiyorum. İlle de gelsin beni alsın.’ diye. Allah Allah.” dediğinde konunun Yusuf’a doğru geldiğini fark eden Ali sandalyeden kendini kaydırarak hafif yayvanca oturdu.

” Sus sen Yusuf ! Zamanında yediğin hurmalar gelir bir tarafını tırmalar böyle.” deyip hınzırca Yusuf’a baktı. ” Dinleyin şimdi beni. Bu suratsız herif Antep’e gidiyor iş için. Mühendis ya beyimizin havasından geçilmiyor o zamanlar. Bu gitti bir köye hayrına köprü yapacak. Büyük bir dere yatağı varmış ve kçöy halkı  geçemiyorlarmış. Neyse köyden buna yardım eden adamlardan birinin kızı da yemek götürüp getiriyormuş. Yusuf çarşıya inerken kızı görmüş biriyle tartışırken. Tartıştığı kişi de yaşından büyük ama umursamamış bizimki. Bilirsiniz işte rahat adamın teki bu. Ama adam kızı taciz etmeye , koklamaya başlayınca gitmiş yanlarına , yer misin yemez misin ? Almış kızı arabaya. Kız anlatıyormuş işte ” Takık o bana. Rahat vermedi. Babamın haberi olmasın duyarsa beni evlendirir onunla.” Tabi köylük yer. Kızın adı çıktı mı adam da verecek. Bizimki susmuş. Sonra kıza saldıran adam köyde Yusuf ile bu kızın adını çıkarmış. Baba köpürüyor , ana ağıtlarda . Bizim oğlan anlatmış ama saldıranın ensesi kalın. Baba tırsıyor adamdan. Kız da demiş “Bana Yusuf saldırdı.” Karakoldu, mahkemeydi derken kızı alması sonucu yırttı bizimki hapisten. Ama Antep’e tövbe edio Ankara’ya dönerken  kızı köyde bıraktı. Getirmedi. İşin ilginç yanı bu olay hepimizinkinden önce oluyor. 6-7senelik mevzu. Kız da gelmiyor bu zamana kadar. Sonunda gelmek istedi de Yusuf 6 ay uğraştı Antep’te. ” Ali sözünü bitirdiğinde her olayı tek tek şaşkınlıkla dinleyen Kenan hepsini tek, tek süzdü.

” Oo abi tam filmliksiniz ha. Nasıl oldu da hepimiz de zoraki evliliğe maruz kaldık anlamadım. Benim de hikayem benzer bunlara. Bir de ben benimkine dert diyorum. Sizinki de çekilecek dert değilmiş. Gerçi bizim de nikah oldu kaldı başıma. Ama işte benim dili pabuç şımarık kardeşimi bilirsiniz. Bu küçükken lösemiydi ve ilik nakli olacaktı. Ne yaptık ettiysek bulamadık. Bir gün haber geldi ilik bulunmuş, yetim haneden bir kızdan. Neyse iliği aldık Anam iliği aldığı yetmiyormuş gibi bir de kızıda istemesinmi ? Ona da eyvallah amma gün geldi kızın akrabaları çıktı. Tabi bu da büyüdü iyice esmer kara kuru bir şey oldu. Adamlar da doğuluymuş meğer. Oğulları kız kaçırmış. Bizimkini takas edeceklermiş. Başka kız da yokmuş. Anam kızım da kızım der mi? Babam vefa borcum var der mi? Tutturdular bu kızı sen alacaksın. Zamanında da demişlerdi de ben olmaz demiştim. Tekrar dedim olmaz diye ama Nisa “Can borcum var.” Deyince kabul ettim. Pastaneci benimki. Okuttu eti bizimkiler bunu. Nikah çok önce oldu kurtulsun diye. Şimdi benim şımarık bir de düğün çıkarttı. Onun kardeşinin gelinlik giymeye hakkı yok muymuş? Haksızlık ediyormuşum. Meğer hepsi oyunmuş. Benim valide kız yaban ele gitnesin diye film çevirmiş anlayacağınız. Neymiş gönlüne göre yetiştirmiş. Kızı yerine koymuş. Başka gelin istemezmiş. ” deyip derin bir ‘ Of ‘ çektiğinde rakı bardakları tek tek dolmaya başlamıştı. Ömer elindeki sürahiyi masaya bırakırken konuştu.

” Ulan senin valide de ne oyuncuymuş. O ne lan öyle Bollywood senaryosu gibi.” Dediğinde Ali Ömer’ anlamaz gözlerle baktı.

“Lan! Bollywood ne Ömer? ” diye kaşlarını çatarak sorduğunda muhabbete Mehmet de katıldı.

“Lan Ali ne cahil adamsın lan! Adamın karısı Hindistan prensesi. Peçeli prenses Hint filmi izleye,izleye Bollywood’ı öğretmiş buna ” diyerek Ömer’i küçümsedi.

” He Mehmet öyle oldu. Ne yapacaksın ? Senin dans kraliçesi sana dansöz gibi kıvırmayı öğretir de benimki bana Bollywood’u öğretemez mi ? Ömer bunları söylerken , ellerini kadın gibi oynattı. Dans kraliçesini vurgulamak için.

” Ömer ! Ayıp oluyor ama.” Diye kendini acındırıp Ömer’i suçlu duruma düşürmek için konuştu Mehmet. Yunus da ikisi ile de dalga geçmek için ortaya laf attı.

” Ne oldu ? Gücendin mi ? Ayıp yatakta olur oğlum. Sen kaşındın. Sana ne filmden falan. Adam zaten göremedi prenses mi yoksa peri mi ? ” dediğinde Ömer bu sefer Yunus’a yakındı.

” He Yunus bir sen eksiktin lan. Seninki çok farklı zaten. Yerden bitme. ” dediğinde Buna Yunus bile gülmüştü. Çünkü Deniz Yunus’un yarısı kadardı.

” Of susun lan. Kafama ettiniz. ” dediğinde uzun zamandır konuşmayan Yusuf da konuşmaya dahil oldu.

” Ali’m sen de boşa mı öğrendin bu sazı. İki tıngırdat da. Bizim de gönlümüz olsun.” dediğinde Ali geri yaslanıp gerindi.

” Ayıp ettin Yusuf’um sen iste yeter ki.” dediğinde Akif ile göz göze geldi. Akif elinde saz ile bekliyordu.

” Abi oynak çal mümkünse. Anamın yaptıkları içime oturdu. Dertlenemem daha fazla. ” deyince hepsi kahkahayı bastı. Rakı çarptığı için biraz da sarhoşluktan gülüyorlardı.

” Emrin olur paşam. Akif masaya bak. Bir de sazımı getir oğlum.” dediğinde Akif yanındaki adamlara gözüyle masayı işaret etti. Elindeki sazı ise yavaşça Ali’nin eline bıraktı. Ali tellere iki defa vurup konuştu.

” Hadi bakalım eşlik etmeyenin kafasını , karısı kemirsin.” dediğinde hepsi mecbur söylemek zorunda kaldılar. Mecburiyetten değildi aslında. Şarkı söylemeyi hepsi severd. Sevmelerindeki amaçta gönüllerince eşlerine laf sokmalarından kaynaklanıyordu. Ali sazı çalarken bir yandan da da türküye başladı.

Dere boyu kavaklar ,deve boyu kavaklar
Açtı yeşil yapraklar, açtı yeşil yapraklar
Ben yare doyamadım ,ben o yare doyamadım
Doysun kara topraklar, doysun kara topraklar

Ali nakaratıyla birlikte türkünün bir kısmını bitirdikten sonra sözü Yusuf ‘a verdi.

“Asmadan gel asmadan Asmadan gel asmadan
Fistan giymiş basmadan fistan giymiş basmadan
Kalk gidelim sevdiğim kalk gidelim sevdiğim
Devriyeler basmadan devriyeler basmadan”

Yusuf kendi yerini söyleyince sözü omzuna vurarak Kenan ‘a devretti. Şarkı söylemeyi sevmese de gaza gelerek söylemisti

“Acem kızı çeçen kızı sen allar giy ben kırmızı

Çıkalım şu dağın başına sen gül topla ben nergisi “

Kenan sadece iki mısra söyleyip bu sefer sözü Yunus’a verdi. Yunus da bu türküyü söylerken şivesi Karadeniz şivesine kaydığı için o da sadece iki mısra söyledi

“Hadi gülüm yandan yandan
Biz korkmayız ondan bundan biz korkmayız ondan bundan”
Sıranın kendisine geldiğini fark eden Mehmet hemen başladı söylemeye. Vazgeçemediği şeylerden biri ise türkü söylemekti.

“Oy bulanacak oy bulanacak
Bu işler ne olacak bu iş nasıl olacak
Erkeklerin günahı biz erkeklerin günahı
Kız sizlerden sorulacak kız sizlerden sorulacak”

Ömer’i unutan beyler hep birlikte söylemeye başlayınca Ömer ilk başta acayip acayip baksa da ‘ Neyse!’ diye eliyle geçiştirme hareketi yaparak o da katıldı.

“Acem kızı çeçen kızı sen allar giy ben kırmızı

Çıkalım şu dağın başına sen gül topla ben nergisi

Hadi gülüm yandan yandan
Biz korkmayız ondan bundan biz korkmayız ondan bundan”

Bizim beyler başlarına nelerin geleceğinden habersiz bir şekilde eğlene dursun. Arka masadan tüm konuşmalara kulak misafiri olan adam aklındaki planlarla ve elde edeceği şeylerin mutluluğu ile ayrıldı mekandan.

Tags:

Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account