ANNEMİN-KALBİ-KAPAK-WATTPAD-BOYUTU
  1. BÖLÜM

BU KURGUM HEPSİNDEN FARKLI. İÇİNDE BOLCA BEN VAR. GERÇEKLİK VE HAYAT DOLU. BÖLÜM GÜNLERİ BELLİ DEĞİL LAKİN ZAMAN OLDUKÇA YAZMAK İSTİYORUM. ARAŞTIRMA YAPARAK GERÇEK BİLGİLER PAYLAŞARAK YAZACAĞIM HER BİR SATIRI.

KEYİFLİ OKUMALAR…

Dünya var olduğu müddetçe doğan her ademoğlu hata yapmak için adımlar atar. Bazı hataların bedelleri ağır olurken, bazıları ise kişiliğini ortaya serer. Kutsal gözle bakılan annelik ise her şeyden ayrıdır. Anne olan kadın yüreğinde merhametin esamesi bile olsa bir anda koca kanatları ile göğü saran kartal misali yavrusunu korumaya alır. Hayata kötülüğe belki kendine karşı bile korumak ister. Yaradan ise kullarını imtihana tabi tutar. Kimine evlat vererek kimine de eş ya da ana baba ile imtihan eder. Mühim olan en iyiye sahip olmak değil sınavı alnının akı ile geçmektir. İsyansız, sabırla ve tevekkül içinde sonun gelmesini beklemek mükafatların büyüğüne nail olmak için en iyi yoldur.

Doğum hanenin kapısı açılıp doktor çıktığında yorgun yüzü gülüyordu. Küçük bebek onu epey zorlamıştı ama şükür ki sağlıkla dünyaya gelmişti. Başını kaldırdığında ona büyük bir merakla bakan adama bakıp gülümsemeye devam etti. Çiçeği burnunda baba merak içindeydi. Heyecanı her halinden belli oluyordu ve gözlerindeki korku ben buradayım diye bağırıyordu. Daha fazla bekletmek istemediği için hemen söze girdi.

“Gözünüz aydın Mehmet Bey, oğlunuz dünyaya sağlıkla geldi. İkisi de gayet iyiler birazdan odaya alınacaklar. Geçmiş olsun.”

Ona sarılan adamın mutluluğu verdiği rahatlama yüklü nefes her defasında başına gelen bir durumdu. Yeniden taze babaya gülümseyip odasına doğru ilerlemeye başladı.

Aslı ve Mehmet. Onca zorluğa, karşı gelinmelere rağmen hayatlarını birleştiren iki âşık. Klasik zengin erkek fakir kız gibi başlayan aşkları, bu duruma itiraz eden Mehmet’in ailesi ile daha da derinleşti ve her şeyi reddeden genç adam sonunda Aslı ile evlenerek kendine sıfırdan bir hayat kurdu. Başta babasının bağlantıları yüzünden iş bulamasa da küçük bir şirkette muhasebeci olarak işe başlayıp ve biraz geçim konusunda zorluk çekseler de idare ediyorlardı.

Evliliklerinin birinci yıl dönümünde bebek müjdesi veren Aslı, Mehmet’i çok mutlu etse de genç adam bir yandan da ihtiyaçlar için endişe duymaktaydı. Bazı şeyleri kısmış zam üzerine zam gelen sigarasını bile bırakmıştı. Birikim yapıyor her ay kalan biraz para ile çocuk için gerekli eşyaları alıyorlardı. Son ayda uyguna buldukları karyola ile bebek için eşya alımı bitmiş doğum parası kenara ayrılmış her ay ki kontroller devlet hastanesinde devam etmişti.

Nihayet küçük Tuğra dünyaya gelmek istediğini verdiği sancılarla belli edince gece hastaneye gitmiş sabaha karşı karısının kesilen çığlıklarından sonra doktordan müjdeyi almıştı.

Mehmet artık babaydı.

Karısının alındığı odaya girdiğinde ona kucağında bebeği ile bakan kadın gözlerindeki yaşa rağmen “Mehmet. Bak bu minicik şey bizim oğlumuz. Tuğra’mız. Evimizin cennet kuşu.” Deyip gülümdedi. Genç adam karısına ve kollarındaki minik bebeğe bakarken sanki dünyası daha da aydınlanmıştı. Işıl ışıl gözlerle yatağa yanaşıp kenarına oturduğunda küçük pembe yanaklı, yumuk yumuk gözlü, kuş yavrusu gibi ağız açıp duran oğluna bakmaktan kendini alamıyordu.

“Bu, bu muhteşem bir şey Aslı’m.”

Burnunu çeken genç kadın başını salladı. O da sanki kollarında canını tutuyor gibiydi. Ona can parçam diyen annesini şimdi daha iyi anlıyordu. Evlat annesinin canından bir parçaydı.

Mehmet sonunda oğlundan gözlerini çekip karısına uzanarak alnına dudaklarını bastırdı.

“Teşekkür ederim Aslı’m. Bana babalık duygusunu yaşattın ya daha ne isterim ki senden. Oğlumuzun da bizim de ömrümüz uzun olsun ki sünneti okulu askerliği evliliği torunları görelim. O günlere çıkmak nasip olsun inşallah.”

Kadın yanağından süsülen mutluluk yaşları ile “Amin” dedi.

Yumuk yumuk gözleri pamuk gibi teni siyah saç tutamları ile babasının kopyası olan bebek aileye huzur ve mutluluk getirdi.

Aradan günler, aylar geçti. Çocuk nedeni ile çalışamayan Aslı kocasına destek olamazken Mehmet artan masraflar ile oldukça zorlanıyordu. Bir de iki yaşına girmek üzere olan oğlu Tuğra’nın özel durumu vardı. Tuğra diğer çocuklar gibi zamanında yürümemiş, konuşmamış onlar gibi tavır ve davranışlar sergilememişti. Çok hırçındı. Konuşamadığı için öfkeleniyor bunu ya annesine vurarak ya da eşyalara zarar vermeye çalışarak dindirmeye çalışıyordu. Çok hareketli hiperaktif bir çocuktu.

İş de yeterince bunalan Mehmet artık eve geldiğinde daha sinirli oluyor eski zengin zamanlarında onunla olan arkadaşlarının tekrar iletişime geçmesi ile eskiye özlem duyuyordu. Nerede akşam orada sabah bir insanken şimdi sorunlu bir çocuğa ve hayatını tüm zamanını o çocuğa adayan bir kadına sahipti. Artık çalışmaktan da onlarla uğraşmaktan da bıkmıştı. Tabi bununla sınırlı değildi olaylar. Genç adamın iş yerinde bir kadın ona olan ilgilisini belli ediyor evli ve çocuklu olmasını umursamıyordu.

Çalıştığı yerde saygın biriyken böylesi bir yakınlaşma etrafındaki adam akıllı insanları uzaklaştırmıştı. Bir keresinde dostum dediği adam yüzüne yumruğu geçirmiş “Sen evlisin evli. Evinde karın çocuğun var. Aslı yenge nelerle uğraşıyor sen nelerle uğraşıyorsun. Kendine gel Mehmet, bu kadar kansız olamazsın. Evladının derdine derman aramak karına destek olmak varken önüne gelene bacak göğüs göterenin ardından gidersen silerim seni anladın mı beni silerim.” Diye haykırmıştı. Ama bu bile yanlışa sürüklenen gözü kör olan adama engel değildi.

Bir sabah önemli bir işi olduğu halde geç uyanan Mehmet oldukça sinirliydi. Oğlunun odasında gece ateşlendi diye beklerken küçük tekli koltukta uyuyan eşine sert bir şekilde bağırıp uyandırdı. Hatta uyuyan oğlunu da korkutmuş ve ağlamasına neden olmuştu. Lakin umursamıyordu.

Aslı ise kocasındaki değişime anlam veremezken bir yandan oğlu ile ilgilenip diğer yandan eşi için elinden geleni yapmaya çalışıyor oldukça yoruluyordu.

Ağlayan oğlunun emziğini veren kadın kocasına bakıp “Mehmet ne oldu neden bağırıyorsun? Bak oğlanı da korkuttun. Zaten tüm gece ateş içindeydi.” deyince kocası aynı sertlikte bir kez daha “Saat kaç senin haberin var mı kadın? Ben işe gidiyorum işe. Keyfime gezmeye değil. Üstelik bugün önemli bir işim vardı. Şimdi ise geç kaldım ve büyük ihtimalle ya ihtar yiyeceğim ya da işten atılacağım. Akşama kadar evdesin kör mü gözün neden uyanıp beni de uyandırmadın?” dediğinde odadan çıkan kadın kaşları çatılmış bir halde adama baktı.

” Mehmet ben akşama kadar oturmuyorum evde. Tuğra da bir sorun var ve anlamıyoruz. Kaç gündür o doktor senin bu psikolog benim dolaşıyorum. Çare bulmaya çalışıyorum. Evin işi, çocuk, üzerine bunlarla da uğraşmak kolay mı sanıyorsun. Üstelik gece oğlan ateşlendi. Sırf sen çalışıyorsun uyanıp uykusuz kalma diye başında sabah ettim. İlaç verdim duş aldırdım. Ne yapayım alarmı o yorgunlukla duymamışım. İşe benim yüzümden geç kaldığın için özür dilerim ama senin de telefonun var ve alarm kurabilirdin. Her sabah yarım saat Mehmet kalk diye eziyet çekmemi de engellemiş olurdun.”

Kadın susar susmaz yanağına yediği tokat ile yere düştü. Dudağının kenarındaki kanın ılıklığını hissederken adamın zehir zemberek sözleri ile daha da kırıldı. Bunu hak edecek ne yapmıştı ki? Ya da bu davranış hak edilir miydi?

“Babam doğru demiş. Senden karı falan olmazmış bana. Kendin gibi maraza bir çocuk doğurdun. Ne derdiniz bitti ne hastalığınız. Birde bana suç buluyorsun. Yetti anladın mı beni yetti artık. Bıktım ikinizden de. Bu saatten sonra ne haliniz varsa görün. Sen de hastalıklı oğlun da hayatımdan çıkıyorsunuz.”

Son sözlerini gözlerini bile kırpmadan söyleyip evden çıkıp giderken geride elleri yumruk yüreği paramparça dört bir yana savrulmuş bir eş bir anne bir kadın bırakmıştı.

***

Evden çıkan Mehmet hırsla yürürken gözü hiçbir şey görmüyordu. Telefonu cebinden çıkarıp birkaç yıldır hiç aramadığı numarayı tuşladı ve çalan telefonun açılmasını bekledi.

Birkaç çalışın sonunda her şeyden haberdar olan babasının sesi duyuldu.

“Mehmet. Oğlum?”

Sesinde özlem vardı. Ama oğlu anlamadı alttan hissedilen zafer nidalarını.

Genç adam “Baba görüşebilir miyiz? Senden ve annemden dilemem gerek bir özür var.” Dediğinde gülümseyen adam karısına bakarak “Eve gel oğlum. Ait olduğun yere ve tüm her şeyim senin olsun. Hatta neredeysen orada bekle araç gönderip aldırıyorum seni.” Dedi ve adresi alan adam hemen kapıdaki korumalardan birine emir verip gönderdi.

Mehmet hayatının hatasına adım adım yürürken Aslı, dudağındaki kurumuş kan ile pencerenin önünde kucağında her şeyden habersiz huzursuzca oturan oğlu ile dışarıya bakıyordu. Geri döner umudu ile kocasını bekliyordu. Belki hiç bir şey eskisi gibi olmazdı ama yine de susar ve evladı için kan kusup kızılcık şerbeti içerdi. Ama ne gelen vardı ne giden.

Bu kavga ve gidişin üzerinden bir hafta geçti. Aslı sürekli eşini arasa da ulaşamıyor bazen de açılmadan yüzüne kapanıyordu. En sonunda da karşısına çıkan ses “Aradığınız numara kullanım dışı” deyince anlamıştı bir şeylerin değiştiğini. Zaten yediği tokat işittiği sözler belli etmemişmiydi bu değişimi. Hele evladına babası tarafından söylenen can yakıcı sözler? Onlar da içindeki sevdanın ölüm nidaları değil miydi?

Son gittiği psikiatri ona sorular sorarken yaşadığı yıkımla haykırırcasına doktora içini döktü.

“Konuşmuyor doktor bey. Üç yaşına giriyor ama sadece çığlık ile anlatmaya çalışıyor bir şeyleri. Göz teması yok, seslerden kokulardan çok rahatsız. Bebekliği normaldi ama bir yaşından sonra farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Dönen şeylere çok ilgisi var. Benim haricim de kimsenin sarılmasına ya da sevmesine müsaade etmiyor. Küçücük çocuktan şiddet görüyorum her yerim çimdik ısırık izi. Şaşırdım ne yapacağımı.”

Orta yaşlı doktor bir anneye bir de oda da dört dönüp bağıran çocuğa baktı. Teşhisi belliydi. İç çekti. Bu küçük çocuk gelen kaçıncı hastası ve benzer teşhis koyduğu kaçıncı candı. Gözlerini çaresiz genç anneye çevirdi.

“Adınız neydi?”

“Aslı.”

“Aslı Hanım. Anlattıklarınız ve gözlemlerim sonucu şunu söyleyebilirim ki oğlunuz OTİZMLİ. “

Ve bir anne evladı ile gittiği çocuk psikiyatri odasında ilk defa hiç bilmedikleri OTİZM’e merhaba dedi….

Aslı yaşadığı yıkım ve oğlunun rapor işleri ile uğraşırken Mehmet çoktan eski hayatına dönmüş babasının işlerinin başına geçmiş evli olduğunu unutmuştu. Bazı geceler kulağında oğlunun ağlama sesi ile uyansa da vicdanını susturup derin dehlizlere atarak hayatına devam ediyordu.

Genç kadın her an oğlu ile uğraşırken zaman daha da hızlı akar olmuş aybaşı gelip çatmış ve hem buzdolapları boşalmıştı. Faturalar da tek tek geliyor boşalan buz dolabı üzerinde duruyordu. İlk defa kapısına gelen ev sahibine mahcupça en kısa zamanda getireceğini söylese de elde avuçta bir şey kalmamıştı.

İlk o gün gururunu ayaklar altına alıp elinde oğlu kocasının baba evine gitti. Evde ailecek öğlen yemeği yerlerken karşılarına dikildi. Mehmet, başta gözlerini kaçırsa da sonradan buz gibi bakışlarla karısının yüzüne baktı. Babasının dediği gibi hemen boşanma işlemleri için avukata talimat verse iyi olacaktı.

Bir anne olarak başı dik bir halde “Mehmet, sen bizi bırakıp gitmiş olabilirsin ama biz senin aileniz. Oğlumuz Tuğra’mıza otizm teşhisi kondu. Kaç gündür rapor çıkarma derdindeyim. Eğitim için şartmış. Sabah ev sahibi kapıya geldi. Bizi düşürdüğün durumu hiç düşünmüyor musun? Bu çocuk senin oğlun, senden bir parça. Ona nasıl sırtını dönersin. Ya ben? Senin karın can yoldaşın sevdiğin değil miydim? Beni nasıl bıraktın?” dediğinde gözlerinden firar eden yaşları çabucak sildi. Bana nasıl vurdun? Bizi neden bitirdin? Diyemedi. Anne babasının yanında bu konuları açmayacaktı.

Genç adam karısına aynı soğuklukta bakarken “Haklısın o benim oğlum ama senden doğduğu için maraza hastalıklı olan oğlum. Ona ben bakamam. Buraya para için ya da çocuğu başıma atmaya geldiysen başka kapıya. Ha çok istiyorsan size bir gece kondu alırım orada geçinir gidersiniz. Benim ailem bu sofrada oturanlar. Geriye dönecek o sefaleti çekip zorlukla boğuşacak değilim.” Dedi ve cebinden çek defterini çıkarıp yüklü bir meblağ yazdı.

Anne babasının konuşmasından habersiz olan Tuğra kazara bir vazoyu düşürünce tüm gözler ona kaydı. Kimse ile göz teması kurmazken korkudan ağlamaya başlamıştı. Ayağa kalkan Mehmet’in annesi hemen küçük çocuğun kolunu tutup sarsarken bağırıyordu.

“O kaç para haberin var mı? Eşi olmayan bir vazoydu. Annen gibi aileme zarardan başka bir şey vermiyorsun.”

Gördükleri ile bir kartal gibi ilerleyip oğlunu sözde babaannesinin elinden kurtardı ve sert bir dille “Bir daha oğluma dokunur ya da sesinizi yükseltirseniz kötü olur” dedi. Duydukları zaten midesini bulandırmaya yetmişti. Evladına bu muameleyi kimsenin yapmasına müsaade edemezdi.

Ayağa kalkan Mehmet annesi ve Aslı arasına girip “Birde saygısızlık yapıyorsun utanmadan. Al şu parayı ve çık git evimden de hayatımdan da” dedi.

Sinirle soluyan kadın cebinden çıkardığı beş tl yi adamın avucuna sıkıştırıp “Esas sen al şu parayı. Bu oğlumla benim başımızın gözümüzün sadakasıdır sana da ailene de. Bitti. Bundan sonra senin ne Aslı diye bir karın ne de Tuğra diye bir oğlun var. Sen bizim için biz senin için öldük. Keşke bana seni seviyorum derken bari yalan söylemeseydin. Ama anladım. Her şeyin şu yüzünden çıkardığın ve gerçek seni gözler önüne seren maske gibi sahteymiş. Allah’ınızdan bulun. Başka lafım yoktur sana.” Deyip kucağına aldığı oğlu ile hepsinin yüzüne son kez acı bir nefretle bakarak evden çıkıp gitti.

Geride kalanların vicdan sesi arşı titretirken hepsi de o sesleri dehlizlere yolladı. Onlar dünya imtihanının bir kısmını çoktan kaybetmişti. Hayat Aslı ve Tuğra için derin bir sınav hazırlamıştı. O sınavda genç yaşta ailesiz kalan lakin oğlunun küçük kollarına sığnan Aslı başı dik yüreği evladı ile dolu devam edecekti. Güven mi? İşte o çok uzaklardaydı. Az önce gördüğü gerçek yüz ile incecik kağıt parçası gibi yırtılıp gitmişti.

Cebindeki son parayı sözde kocasının avucuna bırakan kadın oğlu ile iki saatlik bir yürüme yoluna girmiş gözlerinden süzülen yaşlar ile sevdiği adamın cenaze namazını kılıp mezara koymuştu. Aslı ve Tuğra için artık bir koca ve baba yoktu. Ölmüştü. Her yıl bugün mezarlığa gidip sahipsiz bir mezara okunacak bir Fatiha’dan öteye gidemeyecekti.

****

Hayatın bin bir çeşit hali vardı. Bazen kolaylıklar bulurdu insanı adına şans denilirdi. Bazen de zorluklar aksilikler bırakmazdı yakasını ve şanssızlık denirdi buna da. İşte Aslı attığı her adımda sevdiği adamın onun için şanssızlık olduğunu, onun için kötü bir sınavdan öteye geçemediğini düşünüyordu. Belki de kendisi Mehmet’in sınavıydı. Genç adamın kaybettiği. Hiç bilemedi.

Uzun bir yürüyüş olduğu için huysuzlanan ve yürümek istemeyen oğluna buğulu gözlerle bakan Aslı’nın gözleri parmaklarına kaydı. Küçük eli tutan elinde gözleri dolaştı ve bileğindeki ince künye ve parmağındaki alyans kendini belli etti.

Ne umutlarla taktığını ne kadar mutlu olduğunu aklına getirmemeye çalıştı. Bir hamlede oğlunu kaldırıma oturttu ve yanına oturup birkaç dakika hem dinlendi hem de acı acı yutkundu. Yanında dizlerine uzanmış yorgunluktan mırıl mırıl sesler çıkaran evladına baktı. Acıkmış ve çok yorulmuş çocuğu ciğerine küçük kor taneleri bırakırken hiç düşünmeden bileğindeki ve parmağındakini çıkardı. Nasıl olsa onları takan da öyle çıkarmamış mıydı hayatından?

Avucunun içinde tuttuğu altınları ile hemen ayaklanıp oğlunu kucağına alarak gördüğü ilk kuyumcuya doğru ilerledi. Dükkândan içeri girdiğinde yüzünü boyun girintisine sokmuş uyuklayan oğlu ile gülümsedi.

Yaşlı bir adam hemen tezgâha gelip Aslı’ya “Buyur hanım kızım.” Dedi. Kucağında uyuyan oğlunu görünce “Maşallah aslan parçası uyumuş, annesine yük etmiş kendini. Otur istersen kızım soluklan bi yol. Bende sana serin su ikram edeyim.” Dediğinde gülümseyen genç kadın “Evlat hiç ana babaya yük olur mu amca. O benim cennet kuşum. Oturmayayım hiç ama bir bardak suya hayır demem. Bir de şu ikisinin fiyatı ne olur bakar mısın?” Dedi sakin sesiyle. Oysa içinde fırtına vardı. Koca koca dalgalar kıyılarını dövüyor acı haykırışlar göğe yükseliyordu. Yine de Aslı her daim naif bir insandı. Hep güler yüzlü ve düşünceli olmuştu ama mutlu olmak için bazen bunlar bile yeterli gelmiyordu.

Yaşlı adam hemen bir bardak su getirdi evladına cennet kuşum diyen anneye. İçinden de tanımadığı ama yüzünden temiz yürekli biri olduğu belli olan kadına dualar etti. “Rabbim sana da evladına da tüm merhametini göstersin inşallah. Duaların hep kabul olsun.”

Suyu içen kadının cam tezgâha bıraktığı ince künye ve alyansı görünce önce kadının gözlerine baktı. Keder ve acının yükünü görünce ses etmeden ikisini de tarttı. Hesaplayıp çıkan miktara bakınca düşünmeden edemedi. Kenara ayırdığı zekât parasını belli etmeden kasadan çıkardığı paranın içine koyup hepsini birleştirdi.

Aslı ona uzatılan parayı görünce önce şaşırdı. Çünkü bir künye ve alyans sanki o kadar etmezdi. Adama baktığında “O para senin kızım. Bakma öyle. Hadi bir an önce git evine de kucağındaki sabi rahat bir yatak yüzü görsün. Boynu ağrımıştır öyle ” değip gülümsedi.

Az çok bir şeyler anlayan Aslı itiraz edecekken rahmetli dedesinin sözleri aklına geldi. “Bak torunum. Biri sana yardım ederse bu sen düşkün olduğun için değil, seni o yardıma layık bulduğu ve bunu yaptığı için gönlü rahat edeceği içindir. Sakın ola böyle birini hissedersen geri çevirme. Yardımı açık etme. Rabbim hep olacakları düzene koymuştur.”

Sadece “Allah razı olsun amca. Kazancın helal ve bol olsun” deyip kuyumcudan çıktı. Biraz yürüdü ve dolmuş beklerken huzursuzlanan Tuğra kucağında uyku hali ağlamaya ve bağırmaya başlayınca gelen ilk taksiye el etti. Arabaya binip adresi verdiğinde eve biran önce ulaşmayı diledi. Çünkü uykusu bölünen oğlu çok huzursuz ve rahatsız görünüyordu.

Gelecekleri adrese vardığında hemen ücreti ödeyip indi ve evine girip oğlunu yatağına yatırdı. Biraz daha huysuzlanan çocuk hemen yine uykuya dalarken Aslı da üzerini değiştirip masaya oturdu ve hesap yapmaya başladı.

Önce iki aylık kira ve faturaları topladı sonra da ne kadar eksik kaldığına baktı. Annesinin ona zor gününde kullansın diye bıraktığı üç adet burma bileziği gidip sandığının en dibindeki bohçadan çıkardı ve üç aşağı beş yukarı tutacağı miktarı hesap etmeye çalıştı. Çıkan sonuçla hem borçları ödüyor hem de dolaba yiyecek alıp biraz idare ederse daha küçük ve kirası az bir eve taşınacak kadar kalıyordu.

Hesap işi bitince mutfağa gidip birkaç çöp torbası eline aldı. Yatak odasına gittiğinde önce bütün çerçeveleri topladı. Gözündeki yaşlara engel olamayarak torbalara koydu. Kocası da tıpkı böyle vazgeçmişti. Bir çırpıda ve aşağılarcasına. Sonda da giysi dolabını açıp, içi sızlaya sızlaya Mehmet’in giysilerini topladı. Ama öyle paçavra gibi doldurmadı. Katladı. Düzgünce istifledi. Belki bir garibanın işine yarar diye düşündü. Can acısını duymamak için sürekli kafasının içinde kendi kendine konuşuyor bundan sonra neler yapacağını hesap ediyordu.

İşi bittiğinde evinden çıkıp sokağın başındaki çöp konteynırının yanına kadar çabucak gidip torbaları bıraktı. Resimleri bir güzel parçalamıştı. Kimsenin eline geçmesine gerek yoktu. Koşar adım eve geri girdiğinde oğlu hala uyuyordu.

O sırada kapı çaldı. Açtığında ev sahibi olduğunu görünce “Kira tamam Ziya Bey. Ama anca akşama ya da yarın verebilirim. Parayı çekmem lazım ve Tuğra uyuyor. Sizin için de sorun olmazsa eğer” dedi mahcupça. Adam parasını istemekte haklıydı.

Adam genç kadına bakıp “Olur Aslı Hanım. Sorun değil. Akşama benim hanıma bırakırsınız. ” deyip geri dönmüştü ki Aslı aklına gelen ile “Ziya Bey şey size haber vermek istedim. Ben bu ay çıkıyorum evden o yüzden bu ayın kirasını da ekleyeyim mi yoksa kaporayı kiraya mı sayalım” dediğinde adam bir an şaşırdı. Oldukça temiz insanlara evi kiraya verdim diye sevinirken çıkacağız demesi biraz kötü olmuştu.

Genç kadına bakıp “Hayırdır inşallah” deyince Aslı ” Daha küçük ve kirası az bir yer bakacağım. Burası şu an için benim bütçemi aşan bir meblağda.” Deyince adam durumu anladı.

“Para eklemenize lüzum yok. Kapora kirayı karşılar. Çıkarken haber ederseniz nakliye işinde yardımcı olurum. Kayınbirader kamyoneti bana bıraktı bir aylığına. Bir de nakliye için ödeme yapmazsınız” deyip kadına büyük bir yardımda bulundu. Sokakta oturanlardan eşinin evi terk ettiğini ve oğlunun halini öğrenmişti.

Aslı adama teşekkür edip kapıyı kapadığında hemen üzerini giyindi. Odadan sesi gelen oğlu Tuğra’nın hızlıca bezini değiştirdi ve üzerini giydirip evden çıktı. Önce en yakın kuyumcudan bilezikleri bozdurdu. Parayı sağlam bir şekilde çantasına koyan kadın yol üzerinde markete ve kasaba girip bir şeyler aldı. Sokağının başında olan fatura ödeme merkezine faturalarını yatırdı ve yan binasının altında bulunan ikinci el dükkânındaki adam ve eşi ile konuştu. Evden bazı eşyaları satacak ve taşınacağı yer küçük olacağı için en gereklileri bırakacaktı. Adamın eşi “Ben gelir bakarım Aslı. Ne eder ne etmez konuşuruz” dedi ve genç kadın gönül rahatlığı ile eve girip hemen oğluna bir şeyler hazırladı. Aç olan Tuğra annesine zorluk çıkarmadan yemeğini yediğinde yüzü gülüyordu.

Akşam karanlığı çökmeye başlayınca küçük çocuk cam kenarında oturup dışarıya bakarak küçük elini kaldırıyor annesine bakmadan “Ba Ba Ba” diye söylenip huzursuz sesler çıkarıyordu. Aslı oğlunun ne demek istediğini anlamıştı. Tuğra “Baba” demeye çalışıyor onu arıyordu. İçi yandı annenin. Bir şey anlamayan çocuğa babasızlığı nasıl anlatırdı? Nasıl derdi “Baban bizi terk etti. Parayı seçti” diye? Nasıl alışacaktı küçücük çocuk babasız kalmaya? Mehmet hayatından ne çok “nasıl” bırakıp da gitmişti.

Gözyaşı akmak için kirpiklerini zorlarken oğlunun yanına gidip uzattığı elini öptü. Sarılmaktan hele ki huzursuz huysuzken sarılmayı pek sevmeyen oğluna sıkıca sarılıp “Allah’ım seni boynu bükük bırakanı, küçücük yüreğinde acı yaratanı ıslah etsin oğlum.” Diye fısıldadı kulağına. Sonra da “Hadi gel annecim. Dışarı çıkıp kiramızı da verelim. Yarında sana özel eğitim kurumu bulalım. Ardından eğitim merkezine yakın küçük ucuz bir ev.” Deyip mis kokan saçlarını öptü.

Evden çıkıp bir sokak arkadaki ev sahibine gidip kirayı kapıdan içeri girmeden karısına verdi. Dönüşte de ikinci el dükkânından çıkan kadınla eve girdiler. Kadın vermek istediği büyük camlı vitrini, yemek masası takımını ve fazladan olan iki koltuğu gösterdi. O sırada ortalıkta bağırıp çığlık atan ve kafasını yere vurmaya çalışan oğlunu zapt etmeye çalışan Aslı içinin parçalanmasına engel olamıyor oğluna deva olamadığı için çok üzülüyordu.

Kadın çok uğraştırmak istemediği için “Ben baktım Aslı. Bayan sağlam ve güzel kullanmışsın. İyi bir para eder. Şey bir de bir şey söylemek istiyorum. Oğlun galiba normal çocuklardan farklı biraz. Yani demek istediğim, benim eltimin oğlu da onun gibi. Otistik mi Otizm mi neymiş. Bir kuruma götürüyor ders alsın biraz düzelsin diye. Ben bu akşam eve gidince öğreneyim adı neymiş neredeymiş? Belki bir faydası olur. Bir senedir gidiyor çocuk inan baya toparladı. Yalan yok senin oğlundan da beterdi hali. Üstelik onun bedenine de yansımıştı durum.” Dedi biraz çekinerek.

Uçan kuştan derman arayan genç anne ise “Eğer faydası olursa duacın olurum abla. Bizde yarın raporu aldıktan sonra kurum arayacaktık. Eğer iyi bir yerse aramaya gerek kalmaz direk oraya götürürüm. Allah razı olsun ne diyeyim.” Dedi sesindeki minneti gizlemeyerek.

Kadın Aslı’ya bakıp kucağında ağlayan oğlunu işaret ederek “Kocan bu yüzden gitti değil mi? Kabullenemedi.” Dediğinde genç kadının kaşları çatıldı. “Boşver abla ben Allah’a havale ettim. Konuşup da günaha girecek değilim. Benim derdim tasam oğlum. O iyi olsun varsın tek başına olayım fark etmez benim için. Yarın sana uğrar adresi alırım. Gündüzün şerri gecenin hayrından iyidir derler. Hadi sana iyi geceler. Yarın eve dönünce yardım ederim indiririz eşyaları.” Deyip kibarca konuyu kapadı. Konuşup sinirlerini bozmaya kanayan yarasına tuz basmaya gerek yoktu.

Genç kadın o gece oğlu ile yatak odasında koyun koyuna yattı. Sabaha karşı uykuya daldığında yorgun olsa da yine de erkenden uyanmıştı. Daha doğrusu oğlu uyandırmıştı. Tuğra yatakta oturmuş annesinin canını yaktığını anlamadan koluna şaplak atıyor çıkan sese gülüyordu.

Ona vuran eli tutan anne oğluna bakıp “Günaydın oğlum. Güne anneye vurarak başlamak nasıl bir duygu” deyip yatağa devirdiği çocuğu gıdıklayıp öperken oğlunun yaptığı gülüp çığlık atmak ve kurtulmak için çırpınmak olmuştu.

Aslı “Hadi oğlum anne de. Anne yapma de bırakacağım seni. Ha gayret oğlum an-ne an-ne” diye oğlundan duymak istediği “ANNE” kelimesi için teşvik ederken olan tek şey Tuğra’nın yüzüne olanca gücü ile tükürmesi olmuştu.

Üzgünce yüzünü silen kadın “Yarabbi çok şükür. Suya gerek kalmadı oğlum yıkadın zaten yüzümü. Hadi kalk bakalım sıpa efendi kahvaltımızı yapıp çıkalım evden. Ne kadar erken o kadar iyi senin için can parçam” diyerek son kez öptü ve ellerini yüzlerini yıkayıp kahvaltı hazırlamaya başladılar.

Evden çıktıklarında ilk iş dükkâna uğrayıp kadından adres ve isim almak oldu.

Dolmuşa binip ücreti ödediğinde okuduğu isim ile derin bir iç çekti.

SEVGİ ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ.

Tuğra ve Aslı için sonun başlangıcı.

İLK BÖLÜM NASILDI? 

 

Tags:

Paylaş
5 Yorum
  1. Sevda Can 8 ay önce

    Çok guzel bir bolumdu

  2. Mldsdt 8 ay önce

    Yazarım beni ağlattın. Çok güzel bir hikaye olmuş emeğine sağlık.

  3. mirzam 8 ay önce

    Özel bir kitap, özel bir annenin elinden… Tebrik ederim Asya.

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account