68747470733a2f2f73332e616d617a6f6e6177732e636f6d2f776174747061642d6d656469612d736572766963652f53746f7279496d6167652f4f6c3846574b51555a42504674673d3d2d313037353732303237342e313638323637313964363833386330353439323

Öncelikle selamun aleyküm, kitabım daha önce kitaplaşmıştı, üzerinden hayli zaman geçince burada paylaşmak istedim, Wattpad’da da ayriyeten bulabilirsiniz. 

Umarım beğenerek okuduğunuz bir kitap olur, düşüncelerinizi merak ediyor olacağım. 

Keyifle okuyun. 

00 / 00 – BAŞLANGIÇ

Hayatta hep hedeflerime ulaşmak için mücadele ettim. Şimdi ise kalbim için mücadele edeceğim. Çünkü kalbimde benden başka bir kalp daha var ve ben o kalbin en güzel konumundayım.

                                                                             Sencer Aybars

Matem, hırs, mazi… Birçok hisle büyümüş genç bir adam… Geleceğine siyah bir perde çekmiş enkaz. Perdenin arkasındaki gerçeklere ise öfkesini yerleştirmiş koskoca mazi…

    Sağ elini mezarın nemli toprağına daldırdı genç adam. Buğulanan gözlerini karşısındaki mezar taşına dikerek kaşlarını usulca çattı. Günlerin verdiği yorgunluk, daha dün öğrendikleriyle hemhal olmuştu. Dakikalarca mezar taşına bakıyor, konuşmak için araladığı dudaklarını tekrar sessizliğiyle kapatıyordu. Mezar taşına bakarak konuşmak, son zamanlarda oldukça ağrına gider olmuştu. Bu yüzden duasını eder, sessizce mezardaki isimle bakışır dururdu.

 Kalbindeki acıya bir yenisini ekleyerek mezar taşına biraz daha sindi. Oturduğu mezar taşının buz gibi olması yanan yüreğini soğutamıyordu bilakis her gün öğrendiği yeni bir bilgi acısını biraz daha hatırlatıyor, mezarın kasveti ise şahlanmasını sağlıyordu. Topraktaki elini çekerek avucundaki toprağı sıktı ve elini havaya kaldırarak, elindeki toprağı mezardaki toprakla buluşturdu. Elinden akan topraktan bakışını çekerek mezar taşındaki isimlere kaydırdı.

    Güntekin Aybars, Banu Aybars…

    Elini isimlerin üzerine koyarak sertçe yutkundu. Boğazına oturan yumru ile yüzünü buruşturduğunda damağına sinen kekremsi bir tat kalbindeki zehre bir yenisini ekliyordu. Gözlerini huzursuzca kapatıp sertçe soludu. Ruhu sanki bir ıstırabın eşiğindeydi. Mezarlık soğuk ve kasvetliydi. Yüreği bu soğuk ve kasvetli havadan kurtulmak istercesine sızlıyordu ama ne buna engel olabilecek bir gücü vardı ne de bu hisse yenik düşecek acziyeti… Alışmıştı genç adam, alışmak zorundaydı. Bunu her gün biraz daha göstermişlerdi.

Anne ve babasının mezarına son kez bakarak yine kendi kendine yüreğinde biriktirdiği intikam ateşini körükledi istemsizce. Bunu yapma gereği duyuyordu yoksa yıllarca içinde biriktirdiği intikam ateşini harlayamazdı. Şahit tutmuştu karanlıkta yansıyan beyaz mezar taşına akıttığı gözyaşını. Her gelişi bir şahidi yanı başında getiriyordu; bazen gözyaşını bazen de o gün öğrendiği acılarla mezarın yanına gelmesini…

    Duasını ederek mezarlığın dar sokaklarından çıktı. İleride duran kamyonetine binerek aracın motorunu çalıştırdı. Başını geriye yaslayarak bir süre zihnini boşaltmaya çalıştı fakat zihni onun en büyük düşmanıydı. Silkelenerek kendini toparlamayı denedi, başarılı olabiliyor muydu orası muammaydı. Radyoyu açarak kamyoneti sürmeye başladı. Gidebileceği tek yere sürdü aracını; babasından kalan dükkâna…

Mezarlıkla dükkân arası fazla uzak sayılmasa da yolların hem bozuk oluşu hem de her sokak başındaki askerler işini tetikliyordu. Özellikle gece yolculuğu bu durumun en büyük dezavantajıydı.

Yarım saatlik yolu bitirdikten sonra dükkâna gelebildi. Kamyoneti bir köşeye park edip indi. Soğuk tenine temas ettiği an ürperdi. Dükkâna doğru yürümeye başladığında arkasında hissettiği sesle belindeki çakıyı sıkı sıkıya kavradı. Zihni yine büyük çatışmanın altındaydı. Duyduğu ses ise tetikte olmasını sağlıyordu.

Son zamanlarda yaşadığı olaylar tekrar endişesini meydana çıkardı genç adamın. Bir müddet duraksadı ve ardından gelecek sese itimat etti. Beklediği gibi ses kendini belli edince ismi yabancının dudaklarında mistik bir hale büründü.

“Sencer Aybars.”

Tok çıkan ses bedeninin gerilmesine sebep oldu fakat bunu belli etmemek için sakince arkasını döndü. Karşısında orta yaşlarda kır saçlı adamla göz göze geldiğinde umduğu bir tehlike söz konusu bile değildi.  Adamı baştan aşağı süzüp çakısından elini çekti. Karşısındaki adamın kendisine zarar vermeyeceğini anlaması güç değildi. Yine de tedbirini alarak adamı inceledi.

“Kimsin?” dedi ismini söyleyen adama sert bir dille. Adam ciddiyetini bozmadan cebinden bir zarf çıkarıp Sencer’e yaklaştı. Tedirgin davranışlarla zarfı Sencer’e uzatınca Sencer de aynı tedirginlikle zarfı alıp adama baktı.

“Bu ney?”

“Beni Turgut Bey gönderdi. Zarftakini okuyup yanına gitmenizi söyledi.” Sencer duyduğu isimle biraz olsun rahatlayıp kastığı bedenini rahat bıraktı. Adamı başı ile onaylayıp “Tamam, ben hallederim,” diyerek dükkâna doğru yürüdü. Bir an zarftakinin merakı uyandı. Cebindeki anahtarı çıkarıp kapıyı açarak içeriye girdi. Sessiz ve karanlık mekân kendisini karşılayınca kapıyı hızla kapatıp ışığı açtı. Biraz ilerleyip koltuğa oturmasıyla zihnini meşgul eden zarfa tedirgin bir bakış attı. Titreyen eli ile zarfı açıp okuduğunda kaskatı kesildi. Planlar yapılmasına rağmen sonucun bu kadar hızlı gelişeceğini düşünmemişti. Şimdi ise Turgut Bey’in göreve çağırması kadar dar bir zamanın içine girmişti. Zarfı hızlıca katlayıp çekmeceye atarak hareketlerini hızlandırıp odada bir o yana bir bu yana yürümeye başlamıştı ki aklına gelenle kenarda duran kılıç kınını ve ok cebesini alıp dükkândan çıktı.

Evin önüne geldiğinde bir müddet duraksadı Sencer. Bir zamanlar yaşadığı bu ev artık kendine yabancı geliyordu. Annesi ve babası öldüğünde Turgut Bey himayesi altına almıştı kendisini fakat belli bir yaşa gelince de artık kendi düzenini kurmuştu. Her ne kadar Turgut Bey’in bu işe gönlü elvermese de yaşadığı duygu Sencer’i farklı bir hayata iteklemişti. Onu zorlamamış, bilakis ona anlayışla destek olmaya devam etmişti.

Küçük bir dükkânı vardı. İlgilendiği hat sanatıyla baş başa bırakmıştı kendini. El uğraşları yapar bu dükkânda satılığa bırakırdı. Bazen ise en sevdiği yakını olan Tüzer Bey’i ağırlayıp beraber ney üflerlerdi. Tüzer Bey, Sencer’e hem hat sanatını hem de ney üflemeyi öğretmişti. Bunun dışında ise daha çok Turgut Bey’le zaman geçirirdi. Turgut Bey kılıç ve ok kullanımında yardımcı olarak şu anki zamana hazırlamıştı Sencer’i. Geçmişindeki intikamda ise ona yardımcı olacağının teminatını bizzat kendisi vermişti.

Turgut Bey, Sencer’in eğitimine birçok katkıda bulunmuş, önemli görüşmelere onu göndermişti. Şimdi ise hayatlarını etkileyecek özel göreve Sencer’in gitmesini istiyordu. Bu görevdeki en etkili rol, en keskin hedefti.

Adımları eve doğru yönlendi. Kapıdaki korumalar bahçe kapısını açıp geçmesini sağladılar. Taş yığını ev şimdiden bedenine soğukluğu işlemişti. Tuttuğu nefesini sıkkınca bırakıp içeriye girdi. Kapıdan girdiği anda bedenini ısıran soğukla titredi. Kış ayına yaklaştıkları için bu taş yığını ev dışarıdan daha soğuk olurdu. Uzun koridoru aşıp merdivenlerden çıkmaya başladı. Ürkek adımları koridorun sonundaki ahşap kapının önünde son buldu. Girip girmeme konusunda kararsız kalsa da kendini toparlayıp yumruk yaptığı elini kapıyla buluşturarak birkaç kez tıklattı. İçeriden gelen tok sesle yavaşça kapı kulpunu aralayıp çok beklemeden kapıyı açtı. İçeriye girdiği anda pencereye dönük beden Sencer’e döndü. Turgut Bey Sencer’i gördüğü anda yüzüne sıcacık gülümseme yerleştirdi. Pencere kenarından ayrılıp Sencer’e yaklaştı. Elini Sencer’in omzuna koyup, “Hoş geldin Aybars,” deyiverdi. Sencer bu sıcak karşılamaya kayıtsız kalmayarak aynı şekilde gülümsedi. Aralarındaki saygı en çok ikilinin hoşuna gidiyordu ve bu saygı aralarında bir baba oğul etkisi yaşatıyordu.

Karşısında kendine bakan adamı uzun süre görmemiş gibi süzdü Sencer. Ellili yaşların ortalarında, kır saçlı iri cüsseli adamın özlemiydi gülümseyişi ama bunu ona söylemedi. Belki de söylemek onun için zor bir durumdu.

“Hoş buldum efendim,” dedi Sencer. Severdi Turgut Bey’i ama yapısı gereği soğukkanlı olmaktan öteye gidemiyordu. Böyle yetiştirmişti kendini, şimdi düzelemeyecek kadar kendine uzaklaşmıştı. Yine de bu onu hayatındaki kişilerden uzaklaştırmıyordu. Hayatındaki kişiler zaten onu böyle sevmişlerdi.

“Selçuk Alphan yine ortalığı kızıştırmış. Bayağı sıkıntı Sencer, kösem seçildikten beri rahat durmuyor biliyorsun, vasfı yükseldikçe toplumumuz azacak. Bu da demek oluyor ki savaş yakın, çok kan akacak.”  Sencer duydukları karşısında kaşlarını öfkeyle çattı. Uzun zamandır gün yüzünde olan bu konu şimdi daha zor hâle gelmişti. Babasının ölümünden sonra başa geçen Selçuk Bey’in sonunu getirememeleri işlerine taş koyuyordu. 

“Peki ne yapacağız?” Turgut Bey, Sencer’in sorusuyla huzursuzca kıpraşıp elini çenesine götürerek sakallarını sıvazladı. Düşünmekten karışan aklı şimdi Sencer’in sorusuna cevap vermekte zorlaşıyordu.

“Serra kırsalında evi var. Şu anlık oradalar diye biliyorum. Altan’ı alıp o eve gireceksiniz. Önemli dosya var, onu alıp gelin.” Altan Turgut Bey’in en büyük oğluydu. Sencer’le aynı yaşta olduğu için kardeş gibi büyümüşlerdi.

Sencer başını usulca sallayıp onayladı. Turgut Bey memnun olmuşçasına gülümseyip odada adımladı. Akabinde ileride duran masaya geçip sandalyeye oturdu. Elini ceviz yapılı masaya koyarak Sencer’e bakmayı sürdürdü.

“Bizi fark ederlerse?” Sencer tedirgindi. Evin her bir köşesi adamlarla doluydu bunu biliyordu. İşi zorlaştırmaktan korkuyordu ve bu korku etrafındaki insanların zarar görmesi düşüncesinden doğuyordu.

“O zaman esir alacaksınız. Kösem olmazsa en önemli biri olacak.” Sencer Turgut Bey’in bu sözü karşısında bir an afalladı.

“Biz esir almıyorduk.”

“Esir mi dedin?” Turgut Bey’in gülüşünün altındaki ima ile kendisi de güldü. “Esir düşüyoruz.” Turgut Bey gözlerini kapatıp başını salladı. Sencer’in bunu başaracağını, esaretten ne kastettiğini biliyordu. Çekmeceden sigara paketini alıp bir dal sigarayı dudaklarının arasına götürdü. Altın sarısı renginde çakmağı ile sigarasını yakıp ilk zehri ciğerleriyle buluşturdu. Sencer bu durum karşısında yüzünü hoşnutsuz biçimde buruşturdu, oldu olası nefret ederdi sigaradan.

“Sana herkesten fazla güveniyorum bilirsin Sencer ama esir işi en son çare. Şimdi Altan’la çıkıp en vakitli zamanda yapacaklarınızı yapın.” Turgut Bey kapıya çıkıp ileride duran korumalarından birine Altan’ı çağırmalarını söyledi. Kapıyı aralık bırakıp Sencer’in yanına tekrar yaklaştı. Turgut Bey, Sencer’i süzüp buruk gülümsemesini yerleştirdi yüzüne. Severdi Sencer’i, İki çocuğu varsa üçüncüsü Sencer’di. Bu sevginin ardındaki gurur ise paha biçilemezdi. Genç adamın yaptıkları, başarısı ve efendiliği bütün dillerde dolaşıyordu.

Altan çok geçmeden yanlarına geldi. Önce babasına başı ile selam verip akabinde Sencer ile tokalaştı. Babasının planlarından haberi vardı ama bu planların derinlemesine inmemişlerdi.

“Altan, Serra kırsalındaki eve girip sana önceden belirttiğim görevi yerine getireceksiniz.” Altan babasının dediklerini onaylarcasına başını salladı. Sencer’le beraber odadan çıktıklarında Altan Sencer’e dönüp, “Nasılsın?” diye sordu. Sencer kısa bir sessizliğin ardından Altan’a dönmeden, “İyiyim,” diyebildi.

“Oraya en son gidilecekti, bunu sen mi istedin?” Sencer sorular karşısında hafif çaplı soluyup, “Sadece eve girme konusunu ben istedim. Seninle alakalı bir şey konuşmadım,” deyip kısa bir süre Altan’a baktı. Altan, Sencer’in bu soğuk duruşu karşısında susmayı düşünmüyordu. Tekrar Sencer’e bakıp, “Ben de bunu kastettim,” deyip hafiften gülümsedi. Aslında Sencer’in aksine konuşmayı seviyordu.

“Öyle desene o zaman.” Alaya çalan sesi Altan’ı güldürdü. Omzuna vurup, “Ne aksisin.” deyince Sencer Altan’a dönerek, “Aksilik ruhumda var biliyorsun,” deyip önündeki taşı ayağı ile fırlattı. Sencer’in aksine konuşmak imkânsızdı, başını iki yana sallayarak adımlarını hızlandırdı. Beraber kamyonete binip hareket ettiler. Altan’la gittiği görevlerde çoğunlukla bu kamyoneti kullanıyorlardı. Altan her defasında söyleniyor Sencer ise Altan’ı kulak ardı ediyordu. Bu durum birazda hoşuna gidiyordu.

“Şu külüstürü de yanından ayırmıyorsun.” Yine Altan’ın sözleri üzere ters bakış attı Sencer, “Onunla doğru konuş.” deyip gerçek olmayan bir sitemi dudaklarına yerleştirdi. İkisi de bu sözle gülüştüler. Kamyonet babasından kalan tek yadigârdı, eskiydi ama Sencer sanki bir parçasıymış gibi kullanıyordu aracı. Anıları, onlara gözü gibi bakmayı seviyordu.

Karanlık sokağı ışıtan tek kaynak kamyonetin farlarıydı. Çukurlu dar yollarda çıkan kamyonetin gürültülü sesi rahatsız ediciydi. Yağan yağmurdan dolayı çamurlaşan yol Sencer’i kamyoneti sürme konusunda zorluyordu.

Mekâna geldiklerinde saatine baktı Sencer. Saat gece yarısına ulaşmıştı neredeyse. Altan’a dönüp, “Yarım saat sonra içeriye gireriz,” diyerek arkasına yaslandı. Altan Sencer’i onaylayıp cebindeki sigara paketinden bir dal sigara alıp pencereyi açtı.

“İçme şunu arabada dedim kaç kere.” Altan, Sencer’i dinlemeyip sigarayı yakacakken Sencer hızla sigarayı alıp pencereden aşağı fırlattı. Bunu birkaç sefer yapmasına rağmen Altan yine hiç akıllanmamıştı.

“Ne yapıyorsun oğlum sen?” Sencer, Altan’ın öfkeli sesini umursamadan başını geriye yaslayıp gözlerini hafiften kapattı. Dudakları kıvrıldı ama bu şimdilik Altan’ı sakinleştiremiyordu. “Yanımda içmemen konusunda uyarmıştım,” diyerek dudağını tekrar alayla kıvırdı. Altan Sencer’in dedikleri ile kapıyı açıp kamyonetten indiğinde homurdanması da kendisiyle birlikte gitti. 

“Ne huysuz adamsın, Sencer. Bazen çekilmez adam oluyorsun.” Sencer başını yan tarafa çevirip Altan’a tek gözünü açarak baktı. Elini kaldırıp umursamıyorum der gibi salladı. Bu anı çokça yaşadıklarından ikisi de birbirine inat eder gibi aynı şeyi yapıyorlardı.

“Çekilmez bir adam oldum, ne yaparsın.” Altan gözlerini devirip kapıyı kapattı. Sencer kısa bir müddet Altan’ı izledi. Dayanamayıp kamyonetten inerek Altan’ın yanına gitti. Altan deli dolu bir adamdı. Bazen Sencer bu durum karşısında sinir olsa da yine de Altan’ı severdi. Yanına gittiğinde dostane tavırla elini omzuna koydu. Altan bitmiş sigarasının geri kalanını atıp ayağının ucuyla ezdi.

“Gidelim mi?” Sencer’in sorusu ile başını sallayıp, “Gidelim,” dedi. Eve doğru yürümeye başladılar. Sencer kapının kenarından evin bahçesine baktığında kapının önünün korumalarla dolu olduğunu gördü. Bu durum işi zora sokacak gibiydi ama yapmalıydılar. İçerideki dosyaları bulup, dosyadaki bilgileri Selçuk Alphan’a tehdit unsuru olarak sunmalıydılar.

“Ben adamları oyalayacağım Altan, sen de içeriye gireceksin. Fırsatı bulduğum an ben de peşinden geleceğim.”

“Bu çok tehlikeli Sencer, seni tek bırakamam.” Sencer gürültülü bir şekilde nefesini bırakıp, “Dediğimi ikiletme Altan,” dedi. Altan’ın konuşmasına fırsat vermeden hızla yanından ayrıldı. Birkaç dakika sonra Sencer, Altan’a işaret ettiğinde Altan hızla eve doğru koştu. Adamlar ortalıkta yoktu. Yangın merdivenlerini kullanıp kilitli olmayan kapıdan içeriye girdiğinde çok geçmeden Sencer de yanına geldi. Altan rahatlamış bir vaziyette gergin vücudunu dinginleştirdi. Etrafa göz gezdirdiler. Ev umduğundan da sessizdi. İkisi de el fenerlerini açıp merdiveni çıkmaya başladılar.

“Eğer bana bir şey olursa ya da ellerine düşersem düşünmeden buradan gideceksin.” Altan, Sencer’in konuşması ile duraksadı. Sencer’in yüzüne endişeyle bakmaya devam ederken bir yandan da kabul etmeyip başını iki yana salladı.

“Seni bu durumda yalnız bırakmayacağımı biliyorsun.”

“Hayır Altan, gideceksin.” Altan sessiz kaldı, Sencer’le inatlaşamayacağını biliyordu. Üst kata çıktıklarında birbirlerinden ayrılıp odaları aramaya başladılar. Ev çok büyüktü ve oda sayısı da fazlaydı. Gözüne kestirdiği odaya girdi. Yavaşça kapıyı kapatıp komodinleri karıştırmaya başladı. Çok fazla dolap olmadığı gibi belgeyi de bulamadı. Tedirgindi, planlarını devreye sokamamaktı tedirginliği. Birçok can kurtulabilecekken birçok canda tehlikeye girebilme riski vardı. Başta Altan’ın.

Öfkeyle elini saçlarının arasından geçirdi. Huzursuzca yerinden kıpraşıp arkasına döndüğü anda gözleri hareket eden kapı kulpuna değdi. Hızla bedenini kapının arkasına iliştirerek ilk tehlikeyi aza indirgemekti amacı. İçeriye giren kişi ile bedeni gerilse de kapanan kapının ardından içeriye giren kişi ile kıpırdadı. Hızla elini giren kişinin ağzına tuttu. Sırtı duvara yaslanan kişiye baktığında elini ağzına daha çok yasladı. Karşısındaki kızdı ve gözleri kızın gözlerine değdi. Konuşacaktı ki konuşmasına fırsat kalmadan bacağında hissettiği yanma ile öfke dolu bakışları kızın gözlerini deler gibiydi. Şimdi ise olacaklar daha erken başlamıştı. Ya ortalık kızışacaktı ya da kaçacaktı.

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2022 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account