Çölde susuz kalmış bir  meczup  nasılsa öyleydi artık rüyalar ve hayaller. Düşler toprağa gömülüyor, rüyalar ise içimizdeki küçük çocuğun ellerinden tutmuş kendi egemenliğine götürüyor onu. Sessizliği fırsat bilmiş gölgeler ise acı çeken ruhumuzun soluk gri, ışıklı sokaklarında bir görünüp bir kayboluyor. Istırap veren, baktığımızda gözlerimizi yaşartan bir ruh kalıyor geriye. Paramparça, kaybolmuş, çaresizce… Kendisine çiçekler açtıracak bir el bekliyor sanki. Ya da tutunacak bir dal, tutunacak bir sebep… Ayağa kalkmaya her çalıştığında içinde bulunduğu kuyunun toprak ve kayaları daha da paramparça ediyor onu. Her kalkmaya çalıştığında daha da düşmek daha çok yaralıyor onu ve sonra pes ediyor… Çıksa da kendisini pek iyi şeylerin beklemediğini biliyor içten içe. Susuz, aç kalmış canavarların kötülükleriyle yine kendisini karalayacaklarını, zamanı gelince de onlara katılacağını biliyor sanki. Biraz da bu yüzden çıkmak istemiyor artık o çukurdan. Canavarların asılsız sözleri kulağa pek hoş geliyor tabii. Sanki normalmiş gibi kabuk bağlamış yaralarından içeriye sızıyor yılan misali lafları. Zehirli tıslamaları kulaklarını coşturuyor, içindeki kötülükleri de açığa çıkarıyor.

   Her ruh için verilen fırsat ile hangisini ister ise ona yöneliyor ruhlar. Kötülük kapısı mı yoksa iyilik kapısı mı? İyiliği seçenler hassas kalpleriyle ışık saçmaya devam ediyorlar.  Kötülüğü seçenler ise daimi kötüler olarak kalıyor. Eziyetleri, kötü fikirleriyle iyilik seçenleri zehirliyorlar adeta. Ezici ve ego dolu bakışları değdiği her yerde alev ve acı bırakıyor, günahlarını küçük ruhların boynuna doluyor ve onların yüreklerinde kalıcı hasarlar bırakmayı başarıyorlar.  İyilik ve kötülük arasında kalanlar ise her şeyi yapma eğilimine sahip oluyorlar. İçlerindeki iyilik kötülüğüyle her daim çatışıyor. Her kötülük yaptıklarında iyi tarafları vicdanlarını asla rahat bırakmıyor. Her iyilik yaptığında ise kararmış ruhunu beyaza boyuyorlar. Her ne kadar bembeyaz olmasa da griye dönüşüyor yavaşça. Soluk, gri renkli sokaklara. İşte böyle olanlara insan diyorlar.  Arafta kalmışlara… İnsanlar, onlar oldukça karmaşık yapılar.  İyi olanlar ve kötü olanlar diye ayrılmıyorlar. İşte burada herkese ikinci bir şans daha veriliyor. Ve orada daha da karmakarışık oluyorlar. Birbirlerini bile anlamıyorlar. Kötü diye yaftaladıkları kimseler harika kişiliklere sahip bir ruh çıkıyor.  Onları farklılıkları özgü kılıyor kendilerine. Hepsi farklı özellikleriyle rutubet kokulu bu çukurda, dünyada, bir o yana bir bu yana savrulup duruyorlar.  Acı ise en iyi bildikleri bir deneyimden ibaret oluyor.

✪  ✪                                                                               ✪  ✪                                                                              ✪  ✪

Küçücük bir kızdım ben. Yaşını almış,  geç kalınmış bir çocuktum. Çırpınan ruhuma inat çocuk kalmayı seçendim ben. Bir bebek gibi ilk defa girdiği ortamda annesini arayandım ben. Olaylar karşısında sessizce, iç çeke çeke ağlayandım ben. Büyümüş görüntümün altında yatan ve sımsıkı sarmalanmış o küçük kızdım işte. Zihnimin en izbe yerinde kıvranmış, yaş aldıkça değişen ortama ve zihniyetime korkakça bakan bu kız ise benim  küçüklüğümdü. Yıllar geçtikçe korkularını bir kenara itmiş bir masumdu o. O küçük bir kız çocuğuyken hâlâ, büyüdüğünü düşündüğü için çocukluğunu utandıracak hareket yapmak istemeyendi. Ne zarar gelirdi ki böyle bir kız çocuğundan?’

    Genç kadının yazmak istediği düşünceler bir bir satırlara döküldükten sonra, elinden kalemi bırakmış, gergince sandalyesinde geriye doğru yaslanmıştı. Huzursuzlukla, masasıyla bitişik camdan dışarı baktı. Arabalar vızır vızır geçip gidiyordu gece karanlığında, şehrin içinden. Kanat çırpan  baykuşlar hüznün en yoğun olduğu  bölgelere tünemiş acı acı ötüşüyorlardı. Dalga dalga yayılan insan kalabalığı da biraz sonra sokakları tenhalaştıracaktı. Gece olmuştu herkese gün, gündüzlerini yaşayamayanlara inat ile sanki.

  Genç kadın kalkıp pencereyi açtı her zamanki yaptığı gibi. Kollarını pencerenin pervazına koyup şehri izledi bir süre daha. Düşünceleri bir bir zihninden geçerken rahatlamış hissediyordu şimdiden. Her gün belirsiz bir huzursuzluk sarardı hep bu saatlerde onu. Hüzünle otururdu bilgisayarının başına ve gün içinde kurguladığı her şeyi en içten duygularıyla yazardı. Bugün de öyle olmuştu. Oturmuş, yazmış ve huzursuzluğunu pencereden dışarı bakarak atmaya çalışmıştı. Bazen psikolojik bir hastalığının olup olmadığını bile düşünüyordu. Neydi ki onu bu denli huzursuzluğa iten şey?

  Gözlerini kapattı. Mırıldanışı rüzgar eşliğinde dağılırken derin bir iç çekişle karışık bir nefes aldı.

“Küçük bir kız çocuğuydum ben, yaraları sarılmayı unutulmuş, izbe ruhumda yaşayan.”

Esen rüzgar üzerine giydiği ince tişörtten içine girmiş ve onu titretmişti. Düşünceleri soğukla berraklaşmış ve iç sıkıntısı azalıvermişti birden. Elleri ve yüzü ayazdan buz gibi olmuştu. Yavaşça kapattı açtığı pencereyi, zihnindeki kapanmamış kapılara göz devirir gibi.

Tags:
Paylaş
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account