PicsArt_10-23-02.32.06

GÖÇ ODASI 

Galiba oyuncaklarımı saklama vakti geldi, Bayan Safinaz eşyalarının yıprandığını görürse çok üzülebilir. Keza karşı komşumuzun oğlu Recep yemek tabaklarımı frizbi yapıp fırlatıyor o gelmeden göç odasına kaldıracağım nede olsa o odaya giremez… Hiç anlamıyorum şu erkekleri neden oyuncakları olduğu gibi kullanıp kırmadan oynamazlar ki?  

Annem ortalarda yoktu ama sesi ara hole geliyordu ‘Melisa, oyuncaklarını ortadan kaldır ve üzerini değiştir hemen!’
Sesin nereden geldiğini aramadan cevap vermiştim. ‘Tamam anne!’.
Hemen oyuncaklarımı saklayayım bari ve Bayan Safinaz’ı da uyutayım yoksa misafirler varken mızmızlık edebilir. Göç odasını açtığımda ayaklarım üşümüştü, neden ayaklarım üşüdü şimdi benim? Oysa yaz ayındaydık… Oyuncaklarımı koltuğun üstüne bırakıp hemen çıktım üzerimi değiştirecektim ama ne giyebilirdim ki? Hem ben daha giyinmeyi de bilmiyordum. Dolabı açtım üst üste dizilmiş eşyalarımın arasından bir tanesini şeçip alıverdim ama diğer giysilerde alırken bozulmuştu boyumda yetmediği için düzeltemezdim hem hepsini alıp düzeltecek de gücüm yoktu. Dolabın kapağını kapattım ama tam kapanmadı, neden kapanmıyor diye tek gözümü kısıp dolabın kapağının arasından baktım ve giysilerim bozulduğu için kapanmadığını farkettim. ‘Off ben nasıl düzelteceğim şimdi bunları?  Bari çıkışan giysileri içeri doğru iteleyeyim de en azından kapansın.’

Evvet olmuştu işte kapandı dolap. 

Yatağın üzerine oturup annemin gelip beni giydirmesini bekledim ama onunda pek gelesi yok gibiydi uyandığımdan beri mutfaktan çıkmamıştı bende ara holde ki televizyonu açıp çizgi film izledim sonra oradaki karakterler gibi olup uçtuğumu hayal ettim koltuğun üzerinde sanki havadaymış gibi kah sallanıyor kah zıplıyordum fakat babaannem gelip, ‘Ne işin var koltuk tepelerinde in aşağıya ötüyü de bozacaksın bak misafirler gelecek.’ Demişti ve hayallerim oracıkta gidivermişlerdi. Annem sesi duyup geldi, ‘Hani giyinmemişsin hala?… Tamam elimi silip geliyorum sen odaya geç.’Direk odaya geçmiştim, annem bir süre sonra kendi kendine konuşarak içeri girmişti. ‘Bir ben varım sanki bu evde neden her işe koşturuyorum acaba? Çıkarttın mı giysini dolaptan hani nerede?’Arkaya dönüp giysime uzandım ve henüz giysiyi anneme vermeden annem kızıyordu bana ‘Yahu Melisa kızım bu kazak hem hani altına giyecek bir şey? Böyle mi giyiniyoruz biz hep bir düşün bakalım, yazında kazak giyilir mi onu da düşün olur mu? ‘ Kalkıp dolaba yöneldi bende kendimi suçlu ve salak gibi hissetmiştim. ‘Bu dolabın hali ne böyle! çok mu düzgün duruyor bir bak şuraya?’
Hem düzeltiyor hem kıyafet ayarlıyordu bana, üzerimi giydirirken zil çalmıştı ve bir rahatlama hissi bürümüştü beni çünkü annem sinirli gibiydi onun karşısında durdukça daha çok sinirlenecekti sanki. Üzerimi hızlıca giydirdi ve koşup kapıya bakmamı söyledi. Koşarak çıktım odadan babaannemin terliklerini giyip beş basamaklı merdivenlerimizden bir çırpıda atlamıştım, tak diye bir ses çıktı atlayınca babaannem içeriden ‘Yavaş ol’ diye seslendi ama umursamadım hemen koşup dış kapıyı açmıştım ki gelen dedemmiş. Kapıyı açar açmaz gülümsedi ve elindeki ekmek poşetini gösterdi bana, hemen atılıp poşetin içerisine baktım çünkü her bakkaldan gelişinde bir şeyler almaya çalışırdı ama bu seferki de tam bir hayal kırıklığı, üzümlü kek almış ama ben üzümlü kek sevmem ki neden birkaç gündür bunu alıyor anlamadım evde başka abur cubur olmadığı için zoraki yiyordum. Teşekkür edip içeri geçtim ve çizgi film izledim ama sessizce izledim… 

Arada göç odasının kapısını açıp Bayan Safinaz’a bakıyordum, üşümüş olabilirdi ama bu sıcak havalarda herkes serinlemek isterdi, eminim şuan ki halinden memnundur. Pek fazla durmak istemediğimden göç odasının kapısını hemen kapattım nedendir bilmiyorum ama hem çekici hem de korkunç bir tarafı var odanın yani bütün süslü kalemler kokulu silgiler ve oyuncaklarım o odada ama oda karanlık ve soğuk, hem boyum yetmediğinden lambayı da açamıyorum. Tam bu sırada zil çalmıştı merdivenlere kadar koştum ama dedem bahçede olduğu için kapıya daha yakındı kapıyı açınca bir yığın kadın kafası ellerinde küçük çantalarla gülerek bahçe kapısından içeri girdiler. Gözlerim çocuk arıyordu ama bu kalabalıkta görememiştim babaannem ve annem karşılaya aşağıya inmişlerdi. Bahçe balkonunda kalakalmıştım hiç çocuk getirmemişlerdi yanlarında… O sırada annem seslendi ‘Melisa hadi gel de ellerini öp Gülnaz teyzenlerin!…’
İçeri girdiğimde sadece gürültü vardı sonra sırayla ellerini öptüm annem arkadan ‘ İlk önce büyüklerinden başlasaydın kızım’ dediğini duydum. Yanlış yerden başlamıştım ama bozuntuya vermeden ellerini öpmeye devam ettim. 
’Maşallah nasıl büyümüş’, ‘Kim ördü bu sarı saçlarını’, ‘Okula başladı mı bu Sultancığım’ gibi konuşmaların arasından sıyrılıp tekrar aşağı bahçeye inmiştim. Dedem kümeste tavuklara yem veriyordu. ‘Ne yapıyorsun kızım? Gelme kümese ayakların pislenir bak.’

Kümesin dışından dedemle konuştum birazcık ama çok sıkılmıştım ne yapacaktım bütün gün şimdi. Bayan Safinaz ve yemek takımını aldım balkonda onu bir güzel doyurmuştum annem de bir ara yanıma gelip bana poğaça ve kakaolu kek yedirdi çok güzel olmuştu, herhalde sabah burnuma gelen güzel koku bu kakaolu kekin kokusuydu. Bahçede ip atlarken dışarıdan arkadaşlarımın seslerinin geldiğini fark ettim ama nasıl izin alıp çıkacaktım… 

Dedem rüzgardan savrulup bahçemize kadar gelen çöpleri topluyordu bende ona yardım ettim ve beraber bitirdik en sonunda topladıklarını dışarı çıkıp karşıdaki çöp konteynerına attı o sıra kafamı çıkartıp mahallede hangi çocuklar var diye baktım. Biraz ileride top oynuyorlardı bazısı da bisiklet sürüyordu, nasıl çıkarım diye düşünürken dedemin evimizin karşı kaldırımına minder attığını farkettim orada oturacaktı artık çünkü hep işini bitirir bitirmez ağacın gölgesine otururdu. Zaten dedem dışarıdayken annemi izin vermiş sayardım. Dedemin yanına gidip, ‘Bisikletime binebilir miyim?’,
‘Şimdi üzerin tozlanır ama…’, ‘ Dikkat ederim dede lütfen bineyim.’ Bana kısa bir bakış attıktan sonra, ‘Garajın anahtarı içeride kapının arkasındaki asılı olan ceketimin içinde al gel hadi.’
Nasıl koşup gittiysem kendimi çizgi filmde gördüğüm hızlı kirpiye benzettim. Hemen garajın kapısını açıp bisikletimi çıkarttım ve anahtarı dedeme verdim, mahallenin bir ucundan diğer ucuna kadar sürüp dedemin yanına geliyordum. Ne zevkli bir işti bisiklet sürmek, kim bulmuştu bu bisikleti?… Kuzenim Tuğçe köyden geldikçe bana bisiklet sürmeyi öğretiyordu aynı zamanda ondan iki yaş küçük kardeşi Murat’a da öğretiyordu. Kendi bisikletlerini köyden getiremedikleri için hep benim bisikletime bindik çok düştüm ve dizlerim yara bere içerisinde kalmıştı krem ve yara bandı da artık pek işe yaramıyordu ama kafaya koymuştum öğrenecektim bisikleti hem kuzenim Tuğçe kendisini bisiklette ilerletmiş dedesinin büyük bisikletine binip önüne de bir kişi alıp sürebiliyordu. Eğer öğrenirsem hep beraber sürebileceğimizi söylemişti bu kulağa çok eğlenceli gelmişti ve sonuç olarak bir hafta içerisinde düşmeden sürmeyi öğrenmiştim. Yaz tatillerini Konya’da geçiriyorlardı ama şuan onlarda başka misafirlikteydi yanlarına gidemezdim o yüzden bütün gün tek başıma bisiklet sürdüm. 
Akşam babam geldiğinde göç odasının neden soğuk olduğunu sordum. Babam ise, camların gazete ve kalın perdeye kapalı ve yerlerin beton oluşundan dolayı serin olduğunu anlattı. Bende oranın farklı bir gizemi var sanmıştım, halbuki ne kadar da basit bir açıklaması varmış.

Tags:

Paylaş
2 Yorum
  1. Yusufhakan42 1 ay önce

    Dünyaya bir çocuk gözünden bakmayalı uzun zaman olmuştu yeni hikayelerin gelmesini sabırsızlıkla bekliyor, başarılarınızın devamını diliyorum.

  2. Kirpi 1 ay önce

    Kurgu çok güzel .Birde anlatış maşallah devamını çok merak ediyorum. Eline yüreğine sağlık.🤗

Bir Cevap Bırakın

© 2021 Yazokur. Sizin için sevgiyle hazırlandı. MacroTurk

İletişim

Sizlere daha iyi hizmet edebilmek için bize mail gönderebilirsiniz.

Gönderiliyor
error: İçerik Korumalı

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

Create Account